Mevlânâ’da Kötülük Problemi ve Zıtlıklar Teodisesi
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Kötülük problemi ve teodise din felsefesinin en önemli konularından biridir. Kötülük problemi en temelde Tanrı’nın varlığı ile kötülüğü uzlaştıramama sorunu olarak ifade edilmektedir. Kötülük problemi ateistik iddiaları temellendirmek için kullanılırken, teodiseler kötülük problemi karşısında teistik iddiaları güçlendirmek için geliştirilmiştir. Türk-İslam kültürünün önemli sufî düşünürü Mevlânâ Celâleddîn Rûmî (1207-1273) genellikle tasavvufî ve edebî eserleriyle tanınmaktadır. Her ne kadar Mevlânâ’nın felsefî görüşleri üzerinde yeterince çalışılmasa da onun felsefî alanda özellikle din felsefesi alanında önemli fikirlerini eserlerinde sistematik olmayan ve kapalı bir şekilde sunduğu görülmektedir. Bu çalışmada Mevlânâ örneğinde kötülük problemi literatürde yeralan kötülük türleri ve kötülük problemi çeşitleri kapsamında incelenmiştir. Ayrıca Mevlânâ’nın felsefî bir problem olarak kötülüğü ele alıp almadığı ve kötülük probleminin çözümüne katkı sağlayıp sağlamadığı araştırılmıştır. Literatürde üç tür kötülük bulunmaktadır: Doğal Kötülük, Metafiziksel Kötülük ve Ahlâkî Kötülük. Her ne kadar Mevlânâ bu kötülük türlerini açık bir şekilde tanımlamasa da onun kötülük algısı literatürdeki üç kötülük türüyle benzerlik arz etmektedir. Bununla birlikte Mevlânâ doğal kötülüğü reddetmekte, metafiziksel kötülüğü ise bir dereceye kadar kabul etmektedir. Mevlânâ’nın kötülükten anladığı ise tam olarak ahlâkî kötülüktür. Mevlânâ’ya göre ahlâkî kötülük, Tanrı’dan uzaklaşma, maddi şeylere aşırı önem verme ve maneviyâtı ihmal etmeden kaynaklanır. Böylece o, literatürde yer alan ahlâkî kötülük kavramına ruhsal ve ilâhi bir boyut katmaktadır. Görüldüğü gibi Mevlânâ sistematik bir şekilde kötülük türlerini ve tanımlarını ele almaz. Benzer bir şekilde o kötülük problemini ve kötülük problemine yönelik çözüm önerilerini de sistematik bir şekilde ele almaz. Kötülük problemiyle ilgili temalar onun beyitlerindeki örneklerde ve satır aralarında yer almaktadır. Modern tartışmalarda üç temel kötülük probleminden bahsedilir: Mantıksal Kötülük Problemi, Delilci Kötülük Problemi ve Varoluşsal Kötülük Problemi. Kötülük problemi Mevlânâ’nın görüşleri bakımından değerlendirildiğinde mantıksal kötülük versiyonunda Tanrı ile kötülük arasında görülen çelişki iptal olur ve Tanrı-kötülük ikilemi (ya Tanrı vardır ya da kötülük vardır) hem Tanrı’nın hem de kötülüğün var olduğu üçüncü bir ihtimalin kanıtlanmasıyla yanlış ikileme dönüşür. Diğer taraftan Mevlânâ’nın dünyanın iyiliklerine ve düzenine vurgu yaptığı görüşleri ise kötülük probleminin delilci versiyonuna cevap verme potansiyelindedir. Varoluşsal kötülük probleminde Tanrı’yla ve kudretiyle çelişkisi kanıtlanmaya çalışılan ölüm ve özgürlük temalarına da Mevlânâ oldukça farklı bir yaklaşım getirmiştir. Mevlânâ’ya göre insanın özgürlüğü Tanrı’nın gücünü sınırlandırmaz ve yeni bir hayatın başlangıcı yani yeni bir doğum olan ölüm kötülük değil, bilakis iyiliktir. Kısacası Mevlânâ’nın görüşlerinde kötülük denen bir problem yoktur, ancak teodise vardır. Bu çalışmada Mevlânâ’nın kullandığı teodiselerden zıtlıklarla ilgili olanı zıtlıklar teodisesi olarak adlandırılarak açıklanmış ve sistematik hale getirilmiştir. Zıtlıklar teodisesinde yedi argüman vardır: Argüman 1: Kötülük doğal dengenin bir parçasıdır, Argüman 2: İyilik ve kötülük bir arada olduğu için bakış açısı ön plana çıkar, Argüman 3: Kötülük iyinin anlaşılması için gereklidir, Argüman 4: Kötülük daha büyük iyilik için vardır, Argüman 5: İyinin kötüde kötünün iyide olduğu durumlar vardır, Argüman 6: Kötü aslında iyidir ve Argüman 7: Kötü ve iyi ikilisinin iyide birleşmesi mümkündür: Birlik. Mevlânâ’nın Tanrı anlayışı zaman zaman teist, panteist ve panenteist olarak etiketlenmiştir. Mevlânâ’nın her şeye kâdir, her şeyi bilen ve her zaman iyi olan bir varlık olarak Tanrı’yı tevhid anlayışı çerçevesinde savunduğu bilinmektedir. Aynı zamanda Mevlânâ’nın iyi ve kötünün nihâi noktada birleştiğini iddia ettiği görülmektedir. Mevlânâ üzerine yapılan önceki çalışmalarda hem içkin hem de aşkın bir Tanrı tasavvurundan bahsettiği sık sık vurgulanmıştır. Mevlânâ’nın Tanrı’nın sıfatlarını koruma çabasında teistik eğilim, iyi-kötü ikilisinin iyide birleşmesi fikrinde ise panteistik eğilim vardır. Mevlânâ'nın hem aşkın hem de içkin bir yaratıcıya yaptığı vurgu nedeniyle panteistten ziyade teist veya panenteist olma ihtimalinin daha yüksek olduğu söylenebilir. Ayrıca bu iki ihtimal Mevlana’da kötülük problemini tartışmayı da mümkün kılmaktadır. Mevlânâ’dan önce zıtlık temasıyla ilgili teodiseler geliştirildiği bilinmektedir. Netice itibariyle Mevlânâ’nın zıtlıklar teodisesiyle kötülük problemine muhteva bakımından özgün bir katkısı olduğu söylenemese de onun bu probleme metaforik üslûbu ve söylem tarzı bakımından özgün yaklaştığı iddia edilebilir.












