Makale Koeksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe Endonezya`da Türkçe Kökenli Üç Kelime: "Subak, Batu Kau, Ulun Donau"(Bakı Devlet Üniversitesi Ilahhiyyat Fakültesinin Elmi Mecmuası, 2011) Peler, Gökçe Yükselen Abdurrezzak[Abstract Not Available]Öğe Günümüzde Kuzey ve Kuzey Batı Çin’de Konuşulan Çin -Tibet Dilleri Dışındaki Dillerin Durumu I: Altay Diller 1 – Mogolca.(Turkish Studies, 2012) Peler, Gökçe Yükselen AbdurrezzakTarihî seyir içerisinde Türkçenin en yoğun ilişki içerisinde bulunduğu dillerden bir tanesi Moğolcadır. Moğolca ile Türkçe arasındaki etkileşim, bu dilleri konuşan halkların yapmış oldukları göçler ve tecrübe ettikleri kültürel değişimler neticesinde, zaman zaman zayıflayıp artmış olsa da günümüze kadar devam etmiştir. Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içerisinde kalan bazı bölgeler bu etkileşimin çeşitli seviyelerde hâlâ devam ettiği alanlardandır. Tarihî olarak Türkçe ve Moğolca konuşan halkların hakimiyet ve yaşam alanları olan bu bölgelerin bazılarında Türkçe ve Moğolcanın gücü oldukça zayıflamış, hatta varlığı tehlikeye girmiştir. Buna rağmen Moğolca günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içerisinde en az on lehçe ile temsil edilmektedir. Bu lehçelerden bazıları yok olma tehlikesi ile karşı karşıyadır. Ancak Güney Moğolca örneğinde olduğu gibi, bu lehçelerden bazıları Çincenin bütün baskısına dayanmanın yanında Çince ve Tibetçe ile birlikte diğer Moğol lehçeleri üzerinde bir kültürel baskı unsuru da teşkil etmektedir. Çince, hem Çin Halk Cumhuriyetinin resmî dili olması sebebiyle hem de nüfusun ezici çoğunluğunun konuştuğu dil olması sebebiyle bütün azınlık dilleri gibi Moğol lehçeleri için de büyük tehlike arz etmektedir. Tibetçe ise demografik sebeplerin yanında daha çok dinî sebeplerle Moğol lehçelerini tesiri altına almaktadır. Çince, Tibetçe ve Güney Moğolcadan hissedilen bu baskıya rağmen küçük Moğol lehçelerinin bazı Türk lehçelerini ve Tunguz lehçelerini baskı altına aldığı görülmektedir.Öğe Anadolu’da Azer-Nefes Bir Can: Yavuz Bülent Bâkiler.(Selçuk Üniversitesi Türkiyat Arastırmaları Dergisi, 2012) Peler, Gökçe Yükselen AbdurrezzakNesiller boyunca süren bir göçün ardından Sivas’a yerleşen Azerbaycanlı bir ailenin evladı olan Yavuz Bülent Bâkiler, birçok konunun yanında ‘ana’, ‘Anadolu’ ve ‘Türk Dünyası’ temalarının öne çıktığı şiiriyle birlikte biyografi, deneme – inceleme, siyasi tarih ve gezi notları türlerini içeren nesriyle de Çağdaş Türk Edebiyatı’nın en renkli simalarındandır. Esas itibariyle avukat olan ve pek başarılı sayılamayacak siyasi bir kariyere de sahip olan Bâkiler, “Ana Şairi” addedilecek kadar şiirlerinde ‘ana’ temasını edinmiş, gerek şiirlerinde gerekse düzyazılarında işlediği Azerbaycan, Türkistan gibi konularla milliyetçi – muhafazakâr camianın gönlünde taht kurmuştur. Bâkiler’in bir diğer hususiyeti ise Türkçenin doğru konuşulup yazılması konusunda gösterdiği hassasiyettir.Öğe Kıbrıs’ta Türkler Tarafından Konuşulan Lisanın Adı Ne Olmalıdır?(Diyalektolog–Ağız Araştırmaları Dergisi, 2012) Peler, Gökçe Yükselen AbdurrezzakYapılan çalışmalara bakıldığı zaman, Kıbrıs’ta Türklerin konuştuğu lisanın adlandırılmasında bir karmaşanın var olduğu görülmektedir. Çeşitli çalışmalarda, “Kıbrıs Türkçesi”, “Kıbrıs Ağzı”, “Türkçenin Kıbrıs Ağızları”, “Kıbrıs Türk Ağızları”, “Kıbrıs Ağızları”, “Kıbrıslı Türkçe” ve “Kıbrıslıtürkçe” gibi, aynı şeyi adlandırmak için kullanıldığına şüphe olmayan ancak bazen ifade sınırları bazen de güdülen gaye bakımından farklılık arz eden tabirler kullanılmıştır. Bu tabirlerden kiminin Kıbrıs’ta konuşulan Türkçeyi tüm yönleri ile tarif etmede yetersiz kalırken, kiminin belirsizliğe sebep olduğu, kiminin ise dil bilimlik olmayan gayeler güttüğü görülmektedir. Bu makalenin amacı, bu tabirlerden hangisinin veya hangilerinin Kıbrıs’ta konuşulan Türkçeyi tarif etmek için uygun olduğunu ortaya koymaktır.Öğe Doğumla İlgili Bazı Adetler Bağlamında Kıbrıs Türklerinin Etnik Kökeni Üzerine Düşünceler(Turkish Studies, 2013) Peler, Gökçe Yükselen AbdurrezzakBu çalışmada, doğumla alakalı âdet ve inanışlar bağlamında, bazı Rum ve Batılı tarihçiler tarafından etnik kökenleri üzerinde spekülasyon yapılan Kıbrıs Türklerinin etnik kökeni hakkında fikir yürütülmüştür. Fetihten hemen sonra ve müteakip yüzyıllar boyunca adaya Türk nüfus yerleştirildiğinin arşiv belgeleri ile sabit olmasına rağmen, bazı çevrelerde Kıbrıs Türklerinin etnik kökeni hep tartışma konusu yapılmıştır. Bu arşiv belgelerine ek olarak Kıbrıs Türk kültürünün unsurlarının Türk dünyasının geriye kalanı ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi bu tartışmalara son vermek yolunda atılmış etkili bir adım olacaktır. Kıbrıs Türkleri arasında çocukları olmayan ailelerin başvurduğu yöntemler, çocukları yaşamayan ailelerin başvurduğu çareler ve yeni doğmuş bebeklerle loğusalara tasallut ettiğine inanılan albastı isimli kötü ruh etrafında tezahür eden âdet ve inanışlar, benzer durumlarda Kıbrıs Türklerinin anvatanı olan Türkiye’de ve Türk dünyasının geriye kalanında tatbik edilen uygulamalarla karşılaştırılmıştır. Bilhassa albastı isimli kötü ruh etrafında tezahür eden uygulama ve inanışlar Kıbrıs Türklerinin etnik kökenleri hakkında önemli ipuçları vermektedir. Zira albastı, daha önce, Türklük bilimi araştırmacıları tarafından, Avrasya menşeli bir Türk kültür varlığı olarak tasnif edilmiştir. Yapılan karşılaştırmalarda, Kıbrıs’ta tatbik edilen uygulamaların Türk dünyasının geriye kalanı ile büyük benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Bu benzerlikler, aradaki büyük coğrafi uzaklığa ve hatta dinî farklılıklara rağmen bazen ayniyet derecesine varmaktadır. Bu durum, Kıbrıs Türklerinin kültür köklerinin ve tabii olarak dolayısıyla etnik kökenlerinin de sıkı sıkıya Türkçe konuşan dünyanın geri kalanına bağlı olduğunu ortaya koymuştur.Öğe Kıbrıs Ağızlarındaki Geçmis Zaman Ekleri ve Bu Eklerin İslevleri Üzerine Birkaç Not(Diyalektolog–Ağız Araştırmaları Dergisi, 2013) Peler, Gökçe Yükselen AbdurrezzakBu çalışmada Kıbrıs Ağızlarında kullanılan geçmiş zaman ekleri ve bu eklerin işlevleri üzerinde durulmuştur. Bu eklerin Ölçünlü Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesi ile ne derecede koşutluk sergilediğine bakılmıştır. Ada ağızlarının Ölçünlü Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesi’nden farklılık arz ettiği durumlarda bu farklılıkların muhtemel sebepleri irdelenmiştir. Bu farklılıkların eskinin muhafazası şeklinde mi, yoksa etkileşimler sonucunda mı ortaya çıktıkları konusu üzerinde durulmuştur. Yapılan çalışma neticesinde, görülen geçmiş zaman alanında, işlevlik olarak Ölçünlü Türkçe ile büyük farklılık arz etmeyen Kıbrıs Ağızlarının, öğrenilen geçmiş zaman alanında bu koşutluğu sergilemediği görülmektedir. Görülen geçmiş zaman eklerinde, sadece ölçünlü olamamanın sebep olduğu şekile bağlı farklılıklar gözlemlenirken, öğrenilen geçmiş zamanda şekil farklılıklarının yanında, işlevlik farklılıkların da olduğu görülmektedir. Öğrenilen geçmiş zamanda, bu işlevlik farklılıkların yanında, görülen geçmiş zamanda olanın aksine, şekil farklılıkları sadece ölçünlü olamamaya dayanmamakta, Ölçünlü Türkçede öğrenilen geçmiş zaman göreviyle kullanılmayan eklerin de bu görevle kullanıldığı görülmektedir.Öğe Türk Edebiyatı Tarihi Yazımının Başlıca Sorunları Üzerine Birkaç Söz(Zeitschrift für die Welt der Türken, 2013) Peler, Gökçe Yükselen AbdurrezzakBir Türk edebiyatı tarihi yazmak, Türk edebiyatı ile meşgul olanların gündemine girdiği günden itibaren, eksiksiz bir Türk edebiyatı tarihi yazmanın mümkün olup olmadığı meselesi tartışma konusu olmuştur. Türk edebiyatını ne zamandan başlatmak gerektiği mevzusu tartışılan meselelerin başında gelmiştir. Bir diğer mesele ise, Türklerin yayıldıkları coğrafi alanın büyüklüğü sebebiyle, temas ettikleri çok farklı kültürlerin ve dolayısıyla etkisi altına girdikleri dinler ile felsefelerin Türk edebiyatı üzerindeki etkilerini layıkıyle tahlil edip anlayabilmek olmuştur. 19. yüyılın sonlarından itibaren ve bilhassa 20. yüzyıl boyunca, Türk dünyasında meydana gelen siyasi gelişmeler neticesinde, Türk edebiyatının eskiye nazaran çok daha fazla çeşitlilik ve bölünmüşlük arz etmesi, edebiyat tarihçisinin işini oldukça zorlaştırmaktadır.Öğe Kafkasya'da Türk Lehçelerinin Fonksiyonları(Karadeniz Araştırmaları Dergisi, 2013) Peler, Gökçe Yükselen AbdurrezzakKafkasya, farklı dil ailelerine mensup birçok dilin bir arada ko-? nuşulduğu bir bölgedir. Kafkasya’nın dillik çeşitliliği o kadar büyük-? tür ki; geçmişte “Diller Dağı” şeklinde adlandırılmıştır. Çeşitli diller konuşan halkların bir arada yaşadığı her bölge gibi, Kafkasya’da da ortak iletişim dillerine ihtiyaç duyulmuştur. Asırlarca çeşitli Türk halklarının hakimiyeti altında kalmış olan Kafkasya’da bu ihtiyacı çe-? şitli Türk lehçelerinin karşıladığı görülmektedir. Bilhassa Azerbaycan ve Kumuk Türkçelerinin Kafkasya halkları arasında geniş bir kul-? lanım alanı bulduğuna şahit olunmaktadır. Bu iki lehçenin Kafkas-? ya’daki etkisi o kadar büyük olmuştur ki; Rusça karşısında bile, yöne-? ticilerin tüm gayretlerine rağmen bu etki tamamen yok edilememiş-? tir.Öğe İlanının 90. Yıldönümünde "Cumhuriyet"in Teşekkülü Ve Kazanımları(Uluslararası Sosyal Arastırmalar Dergisi, 2013) Ergin, VeyselOsmanlının son dönemleri, bir felaketler manzumesidir. Siyasî çeki melerle bo u an Osmanlı devlet adamları, mevcut durumu kavrayıp tedbirler almak ferasetinden uzak olunca, Balkan Sava larıyla (1912) ba layıp Cumhuriyet’in ilanına (1923) dek süren acılarla dolu 11 yıllık bir dönem ya anır. Cumhuriyet; sadece “ça da la manın etiketi” de il, Türkiye’nin son iki yüz yıl içindeki yenile me çabalarının varaca ı kesin hedefin de adıdır. Bir Irak Türkmeni olan Ha im Nahit Erbil; tanı ı oldu u bu sancılı dönemin nihai meyvesini, “yepyeni bir yönetim sistemi olan Cumhuriyet idaresi” eklinde izah eder. “Cumhuriyet”in bir anda gündeme getirilmedi ini söyleyen Ha im Nahit; düzenlemelerin “ ekil”den ibaret olmaması için, siyasî ve toplumsal alandaki bu köklü zihniyet de i iminin benimsenip geli tirilmesi adına, belli bir süreye ihtiyaç duyuldu unu ifade eder. Bu çalı ma; döneme tanıklık eden Ha im Nahit’in eserlerinden hareketle, “Cumhuriyet”in olu um süreci ile siyasî ve toplumsal açıdan Türkiye’ye kazandırdıklarını ortaya koyacaktır.Öğe Haşim Nahit Erbil’in Kaleminden Millî Mücadele Yılları(Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi, 2013) Ergin, VeyselKültür tarihimizde son zamanlarda yapılan çalışmalar, birçok alanda eser veren unutulmuş değerleri birer birer ortaya çıkarmaktadır. Bir Türkmen aydını olan Haşim Nahit de, tek kişilik bir kalem ordusu gibi, değişik alanlarda verdiği eserlerle günümüze kalmayı başarabilmiştir. Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne geçiş sürecinde yaşamış olan Haşim Nahit Erbil’in hayatı, sanatı ve fikirleri; devrin edebiyat tarihinin hem oluşumuna hem de anlaşılmasına kaynaklık edebilecek zenginliktedir. İkinci Meşrutiyet karışıklığının yaşandığı bir dönemde Türkiye’ye gelen Nahit Erbil, birkaç yıl sonra, Balkan Savaşlarının acılarına şahit olur. Trakya’da yapılan Yunan zulmünü, hikâye ve makaleleriyle kayıt altına alır. Birinci Dünya Savaşının acılarını ise, Çanakkale cephesi ve geride kalan kadınların fedakârlıkları yönüyle ele alır. Milletimizin varoluş mücadelesi olan Kurtuluş Savaşı, Anadolu insanının fedakârlığı ve acıları bakımından Haşim Nahit’in eserlerinde yer alır. Savaşın son yıllarında Avrupa’da başlayan diplomatik süreçte, devrinin tanığı Nahit Erbil’in kalemine sıcağı sıcağına yansır. Özellikle İngiltere ve Fransa’nın tutumuyla ilgili yaşananlar ile dönemin Osmanlı ve Türk diplomatlarının gayretleri, yaşananların tarihi öneminin anlaşılması amacıyla, Haşim Nahit’in tespit ve tahlilleri eşliğinde verilmiştir. Bu çalışma; öncesi ve sonrasıyla, Millî Mücadele yıllarını, Haşim Nahit Erbil’in hayatı ve eserleri tanıklığında değerlendirmeyi amaçlamaktadır.Öğe Hisar İle Türk Edebiyatı Dergilerindeki Sanat ve Edebiyat Teorisi Yazılarının Mukayesesi Üzerine(Dede Korkut Türk Dili ve Edebiyatı Arastırmaları Dergisi, 2013) Ergin, VeyselTürkiye'de kültür-sanat-edebiyat dergiciliği, tıpkı gazetecilik gibi, on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde ortaya çıkar.“Edebiyatın nabzı dergilerde atar” sözüyle de ifade edildiği gibi, edebiyat dergilerinin modern Türk edebiyatının gelişimine yaptığı katkıyı göz ardı edemeyiz. Edebiyat dergilerinin araştırılması, dönemin edebî ve kültürel ortamının daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur. Bu çalışmamızda; her iki derginin belli döneminde kaleme alınan sanat ve edebiyat teorisi yazıları, çeşitli başlıklar altında ve mukayeseli bir biçimde incelenmiştir. Ayrıca, söz konusu iki derginin kültür, sanat ve edebiyat dünyamıza neler kazandırdığı üzerinde durulmuştur.Öğe Öğretmenlerin Branş Tutum İlişkisi(Uluslararası Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 2014) Mercan, Sibel IşıkBu araştırmanın amacı öğretmen tutumlarının hangi özeliklerinin branşlara göre farklılık gösterdiğinin saptanmasıdır. Ayrıca yaş, cinsiyet, kıdem, medeni durum ve mezun olunan fakülte (eğitim/fen-edebiyat) parametrelerine göre tutum farklılıkları sorgulanmak istenmiştir. Kesitsel tipte olan bu araştırmanın örneklemini 2011-1012 öğretim yılı bahar yarıyılında, Bursa ili MEB ortaöğretim kurumlarında görev yapan 250 branş öğretmeni oluşturmaktadır. Veriler yüz yüze görüşme tekniği ile “Branş Öğretmenleri Tutum Ölçeği” uygulanarak toplanmıştır. Branş Öğretmenleri Tutum Ölçeği; ''mesleki sorumluluk ve ayrımcılık'' (boyut 1), "insancıl düşünsel yaklaşım'' (boyut 2), "öğrenci ve öğrenmeye karşı tutum" (boyut 3) ve "mesleğe karşı tutum" (boyut 4) alt alanlarından oluşmaktadır. Orta Öğretim kurumlarında çalışan 14 farklı branşı kapsayan veri toplama aracı; öğretmenin toplumsal ve mesleki kimliği ile öğretmenlik mesleğine bakışlarını saptamaya yönelik beşli likert tipte ve 47 maddeden oluşan bir ölçektir. Veriler t testi, varyans analizi (ANOVA) istatistik yöntemleri kullanılarak, Excel 7.0 ve SPSS 13.0 istatistik programında değerlendirilmiştir.Araştırma bulgularına göre; tüm branşlarda mezun olunan fakülte ile öğretmenlik tutumları (boyut 1, 2, 3, 4) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki (p<0.05) olmakla birlikte, sözel branşlarda (Türkçe, tarih, coğrafya, yabancı dil…) sayısal branşlara göre daha fazla mesleki sorumluluk sahibi oldukları ve ayrımcılığa karşı daha duyarlı oldukları ortaya çıkmıştır. Branş Öğretmenleri Tutum Ölçeği alt alanlarından “boyut 2”soruları incelendiğinde; sözel branşların sayısal branşlara göre pozitif bir yaklaşım içinde oldukları görülmektedir. “Boyut 3” sorularına bakıldığında; sayısal branşların, sözel branşlara göre daha olumsuz tutumlar sergileme eğiliminde oldukları belirlenmiştir. “boyut 4” sorularında sayısal ve sözel branşlar arasında anlamlı farka rastlanmamakla birlikte, sayısal branşların bu konuda daha duyarlı oldukları anlaşılmaktadır. Eğitim fakültelerinden mezun olan öğretmenlerin, boyut 2, boyut 3 ve boyut 4 sorularında öğretmen yetiştirmeyen fakültelerden mezun olan öğretmenlere göre anlamlı derecede daha olumlu tutumlar sergiledikleri ortaya koyulmuştur. “boyut 1” ve “boyut 3” te ise bu iki grup arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir. 1-5 yıl arası deneyime sahip olan öğretmenlerin, daha fazla deneyime sahip olan öğretmenlerden ''mesleki sorumluluk ve ayrımcılık'' 1. boyutta anlamlı derecede daha olumsuz bir tutum içinde oldukları belirlenmişken, "insancıl düşünsel yaklaşım ve öğrenme" (boyut 2) ve "öğrenciye karşı tutum" (boyut 3) konularında sergiledikleri tutumların tecrübe yılına göre farklılık göstermediği yönündedir. Analiz sonuçlarına göre, mesleki sorumluluk ve ayrımcılık boyutunda (boyut l) evli öğretmenlerin evli olmayanlara göre anlamlı derecede daha sorumlu ve duyarlı oldukları görülmektedir. Buna karşın boyut 2’de evli olmayan öğretmenlerin evli öğretmenlere göre anlamlı derecede daha olumlu bir tutum sergiledikleri görülmektedir. 3. ve 4.boyutta evli ve evli olmayan öğretmenler arasında anlamlı bir fark yoktur. Bayan öğretmenlerin erkek öğretmenlere göre anlamlı derecede mesleki sorumluluk sahibi oldukları ve ayırımcılıklara karşı da daha duyarlı oldukları ortaya çıkan diğer sonuçlar arasındadır.Öğe Türkiye'de Neoliberal Egitimin Cografya Ders Kitaplarına Yansıması(Egitim Bilim Toplum, 2009) Mukul, İrfan; Sarı, SaffetGünümüzde eğitim alanının, toplumsal yeniden üretimde önemli bir rol üstlendiğini ve bu anlamda devletin ideolojik aygıtlarından biri olduğunu bilinmektedir. Devletin eğitim alanına yönelimi çocukları ana-okulundan başlayarak yıllar boyunca, kafalarına yerleştirilir. On altı yaşına doğru bir yerlerde, dev bir çocuk kütlesi üretimin içine düşer. Bunlar işçiler ya da küçük köylülerdir. Öğrenim görebilecek gençliğin bir başka bölümü yoluna devam eder ve zar zor kısa bir yol aldıktan sonra, bir kıyıya yığılıp kalır ve küçük ve orta kadroları, beyaz yakalı işçileri, küçük ve orta devlet memurlarını, her türlü küçük burjuva tabakaları oluşturur. Son bir bölümü zirveye ulaşır, ya aydınlara özgü yarı-işsizliğe düşmek ya da kolektif emekçinin aydınları dışında, sömürü görevlileri (kapitalistler, yöneticiler), baskı görevlileri (askerler, polisler, siyaset adamları, idareciler, vb) ve profesyonel ideologlar (çoğu inanmış ”laik” kişiler olan her türlü papaz) olup çıkarlar. Devletin İdeolojik Aygıtının eğitim alanındaki işlevini Türkiye’de eğitim sisteminin yakın zamandaki tarihsel ve toplumsal gelişimine bakıldığında net bir şekilde görürüz. Neoliberal ekonomi anlayışının eğitim alanına uygulama biçimlerinden birisi hiç kuşkusuz müfredat programları ve buna göre hazırlanan ders kitaplarıdır. Türkiye’de neoliberal eğitimin coğrafya ders kitaplarına yansımasını bazı, eksik, yanlış ve tarafl ı uygulamalarla görmekteyiz.Öğe Birinci Coğrafya Kongresi Açısından Uluslaşma Süreci(Egitim Bilim Toplum, 2010) Mukul, İrfan; Yılmaz, Mehmet Taki[Abstract Not Available]Öğe Öğe Coğrafya Biliminin Bütünselliği ya da Farklılıkların Birliği(Eğitim Bilim toplum Dergisi, 2008) Mukul, İrfan19 yy’de başlayan ve günümüze kadar yeni bilimlerin ortaya çıkışı ve uzmanlaşma ile devam eden süreç aynı zamanda bilimlerin parçalanmışlığını ve bütünsel bir bakış açısından uzaklaşıldığını göstermektedir. Bütün bu gelişmeler, hem konusu bakımından, hem de yöntemi bakımından bütünselci olması gereken bilim dallarında bütünselci olmayan bir bilimsel üretim tarzıyla yüz yüze gelmemize neden olmuştur. Öte yandan bu sürecin dogmatik bir noktaya geldiğinden hareketle, bütün bilimler coğrafya biliminin bütünselci bakışından yararlanarak tez, antitez ve sentez süreçlerinde bütünselci bir hamle yapabilir. Bu anlamda coğrafya bilimi günümüz toplumlarının anlaşılması ve dönüştürülmesi açısından temel bir öneme sahiptir. Coğrafya farklı disiplinlerin bir kesişme noktası olmakla kalmayıp, disiplinler arası bölünmelerin sorgulanmasının ve belki de bu sınırların aşılabilmesinin bir platformu olabilir.Öğe Türkiye’de Ortaöğretim Kurumlarında Uygulamaya Konulan Yeni Coğrafya Dersi Öğretim Programının Eski Programla Karşılaştırılması Ve Öğretmen Görüşleri Doğrultusunda Değerlendirilmesi(Ondokuzmayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 2007) Mukul, İrfan[Abstract Not Available]Öğe Hz. Peygamber Döneminde Hukuksal Gelişim ve Yargısal Örgütlenme(Karabük Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2013) İmamoğlu, Hüseyin VehbiBu makalede İslam Tarihinde ilk dönem hukuk oluşumu ve yargı örgütlenmesinin geçirdiği evreler, Hicaz geleneğine göre incelenmiştir. Konu, Hz. Peygamber devrini kapsamaktadır. Peygamber devrindeki hukuksal gelişimden önce İslam’dan önce Arap Yarımadasındaki hukuka kısaca değinilmiştir. Hukuk ve İslam hukuku kavramları açıklandıktan sonra, yeni kurulan İslam Devleti’nin yargısal örgütlenmesi incelenmiştir. Yargısal örgütlenme, hukuksal gelişim ve dönüşümün bir sonucu olarak ele alınmıştır. Bu nedenle İslam’dan sonra sosyal, ekonomik ve ahlaki alandaki yenilikler ile yargısal işleyişteki yenilikler irdelenmiştir. İslam’ın Mekke döneminde toplum olarak insanların zihnen ve ruhen yeniden şekillenmesi hedeflenmiştir. Ancak Medine döneminde her alanda yavaş yavaş teşkilatlanma başlamıştır. Hz. Muhammed, ilk iş, çevresinde bulunanlarla birlikte bir Anayasa hazırlamıştır. Daha sonra bu düzeni kuvvetlendirmek için, ayrıca Muâhat (Kardeşlik) antlaşmasını da yapılarak ümmet anlayışını desteklenmiştir. Hukûkî ve yargısal örgütlenme açısından bakıldığında, halkı ümmet olarak gören ve ümmet için adaleti gerçekleştirmeyi hedefleyen bir anlayışı tercih edilmiştir. Aynı zamanda Şura kavramı da toplum düzeni içine yerleştirilmiştir. Böylece dini kurallarla işleyen sosyal bir organizasyon (ümmet) ortaya çıkmıştır. Bu organizasyonun temel prensibi “ümmet genişledikçe organizasyon büyür” esasıydı. Bu prensip üzerine ilahi vahiy kanunlaştırılıyor ve düzenin birliğini güvence altına alınıyordu. Bu anlamda kanunun ve yargının her alanında bir yenilik ve ıslahat göze çarpıyordu. Buradaki oluşum ve örgütlenme daha sonraki hukuk işleyişine temel ve kaynak olmuştur. Bu dönem hukuksal işleyiş ve oluşumlar, İslam devletlerinin hukuk ve yargı anlayışlarının felsefesini ortaya koymaktadır.Öğe 19. Yüzyıldaki Gayr-i Müslim Tebaa Sorununun Sultan Abdülhamid Dönemindeki Hukukî Sonuçları(Tarih Okulu Dergisi, 2014) İmamoğlu, Hüseyin Vehbi; Deniz, ÖnderOsmanlı Devleti’nin zayıflamasıyla birlikte, Avrupalı devletler Şark Meselesi’nin uzantısı olarak gayr-i müslim Osmanlı teba’asını isyan etmeye zorlayarak önce daha fazla özerklik, ardından bağımsızlık isteğiyle hareket etmelerine neden olmuştur. Aynı zamanda devlet içindeki diğer gayr-i müslim unsurlar da, Avrupalı devletler tarafından, Osmanlı aleyhindeki politikaları için kullanılmışlardır. Şark Meselesi’nin tanımı ve kapsamında dile getirilen söylemlere karşı, Osmanlı yönetimi reform yaparak tebaasının bağlılığını sağlamaya çalışmış, aynı zamanda Batılı devletlerin, devletin iç işlerine karışmalarına varan, sözde sebeplerini ortadan kaldırmaya gayret etmiştir. 19. yüzyıl gerek ulusçuluk akımları gerekse de Batılı devletlerin destek ve kışkırtmaları sonucunda, Balkanlarda gayr-i müslim isyanlarının yaşandığı bir dönem olmuştur. Avrupalı devletler Osmanlı Devleti’nde ortaya çıkan gayr-i müslim sorununa bizzat müdahil olarak, kasıtlı bir şekilde “Şark Meselesi” tabirini kullanmışlardır. İlk olarak 1815 Viyana Kongre’sinde ortaya atılan “Şark Meselesi” tabiri, Osmanlı Devleti’ne yönelik politikalarında, gayr-i müslimleri Osmanlı aleyhine isyana zorlama girişimlerini içerir. Bu tarihten sonra Batılı devletlerin de desteğiyle gayr-i müslimler, önce daha fazla özerklik, ardından bağımsızlık isteğiyle isyan etmişlerdir. Buna karşılık devlet, tebaasını bir arada tutabilmek ve Avrupa’ya karşı topyekün mücadele edebilmek için çeşitli reformlar yapmıştır. Yapılan reformlar, devlet genelinde anlayış değişikliğine sebep olmuş ve “Osmanlı vatandaşlığı” deyimi gündeme gelmiştir. Sultan Abdülhamit döneminde Osmanlı, uluslararası kamuoyunda söz konusu müdahaleleri boşa çıkarmak ve içeride tebaasının yükselen sesini dindirmek için yasal ve yapısal düzenlemeler yapmıştır. Elbette söz konusu düzenlemeler Osmanlı hukuk sistemini derinden etkilemiş ve köklü değişimlere neden olmuştur. İlerleyen yıllarda bununla da yetinilmeyerek, gayr-i müslim teba’aya pek çok imtiyaz verilmiştir.Öğe 19. Yüzyılın Basında Osmanlı Adliye Teşkilatının Yenilenme Sürecine Medeniyet Algısının Etkisi(Studies of The Ottoman Domain, 2014) İmamoğlu, Hüseyin VehbiOsmanlı Devleti 19. Yüzyılın başında hemen her kurumunda yenilik/reform hareketi başlatmıştır. Bu hareketler kısa süre sonra Batılılaşma isteğine dönüşmüştür. Eski günlere geri dönme arayışları içinde, en sonunda “Batı gibi olmak zorundayız” şeklinde özetlenen bir politika benimsenmiştir. Batı’nın geldiği medeniyet seviyesine gelmenin, kurtuluşun anahtarı olacağını savunan devlet adamlarının öncülüğünde, hemen her padişah, Batı medeniyetinin ulaşmış olduğu seviyeye gelme arzusuyla, birtakım reformlar yapmıştır. Bu doğrultuda Batı’dan bilim adamları getirtilmiş, Batı’yı gözlemlemesi için devlet adamları yurt dışına gönderilmiş, elçi ve diplomatlardan raporlar hazırlamaları istenmiş, Batı medeniyeti ithal edilmiş, Batılı devlet adamlarının ve ülke içindeki elçi ve diplomatların görüşleri dikkate alınmış ve en nihayetinde devletin yönü Batı’ya çevrilmiştir. Batılılaşma, medenî olmayla eşanlamlı görülmüş ve yapılan yeniliklerle Batı’nın ulaşmış olduğu seviyeye gelebilmek hedeflenmiştir. 19. yüzyıl reformları tek tek incelendiğinde, Batı’nın etkili olduğu veya Batı eksenli bir anlayış göze çarpar. Böylece Batı medeniyetinde ortaya çıkan insan hakları, yasama, mülkiyet ve haysiyet gibi kavramların, özgürlük ve hürriyet kavramlarıyla iç içe geçtiği bir ortamda gerçekleştirilmesine yönelik bir ideal ortaya çıkmıştır. Reform yanlısı devlet adamlarının, medeniyetin ölçüsü olarak kabul ettikleri Avrupa toplumuna benzeme ideali olan Avrupalılaşma ise, zaman zaman Batılılaşma yerine kullanılmıştır. Bununla birlikte Avrupalılaşma, medeniyet seviyesi ileri kabul edilen Batı’ya ve dolayısıyla Batı hukukuna dâhil olma çabasıdır. Avrupalılaşma, bu yönüyle 1815 Viyana Kongresi’nde dile getirilen “Avrupa Uyumu” projesinin kabul görmesinin ardından hukukta da bir uyum sağlama düşüncesinden kaynaklanmış bir kavram olarak yenilenme sürecine dahil olmuştur. Bu araştırmada Osmanlı Adliye Teşkilatının yenilenme sürecinde, medeniyet algısının ne denli etkili olduğu, medeniyet algısına etki eden faktörlerin analizi ve 19. Yüzyıl siyasi gelişmeleriyle birlikte değerlendirilecektir.
- «
- 1 (current)
- 2
- 3
- »