Yazar "Tunç, Zekiye" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 9 / 9
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe DEDE KORKUT KITABI’NDA SAMANIK UNSURLAR(Kürsat ÖNCÜL, 2020) Tunç, ZekiyeTürkler yasam tarzlari geregi günlük hayatlarinda bazi kisilerle iletisime geçerekonlara danismis ve destek almislardir. Topluma dinginlik veren bu kisiler zaman zamanyöneticilere de rehber olmuslardir. Türklerin destanlarindan kitabelerine kadar birçokeserlerinde bilge de diyecegimiz bu kisilerin varligini tespit ediyoruz. Türk halklarinin Samanistolanlari kama itibar etmektedirler. Onlar kötü ruhlarin tesirinden korunmak için kama basvurarakhayatlarini sükûnet içerisinde geçirmeye çabalarlardi. Ayni sekilde Dede Korkut Destanlarinda,Oguz beyleri sevinçlerini ve hüzünlerini Dede Korkut ile paylasirlardi. Dede Korkut Oguzlaratavsiyelerde bulunur ve Oguzlar Dede Korkut sözüne itibar ederlerdi. Kam ile Dede Korkut Türkdünyasinin ortak degeri olarak varliklarini sürdürmektedirler. Kam atasindan kalan mirasintemsilcisi olarak bu vazifeyi devam ettirip günümüz bir kisim Türkler arasinda hala varliginikorumaktadir. Dede Korkut ise Oguz Kagan Destani’ndan tanidigimiz Irkil Hoca’nin göreviniTürkler arasinda sürdüren bir sahis olarak ayni hürmeti gördü. Dede Korkut Kitabi’nin yazilmasiile Dede Korkut Destanlari Türk dünyasina miras kalmistir.Dede Korkut Kitabi’nda Oguz beylerinin yönetim anlayislari, savaslari ilekahramanliklarinin yani sira Oguzlarin günlük hayatlari ve inançlari hakkinda da bilgiediniyoruz. Kitapta, Samanik unsurlardan olan Tanri, agaç, dag, suya dair inançlar ile renk, sayive hayvan sembolleri hakkinda anlatimlar vardir. Bununla birlikte kitapta sosyal yasaminritüellerinden olan kurban kesme, dua etme, ad koyma, rüya yorumlama ve ölüm ile ilgilianlayislarda Samanik izleri tespit ediyoruzÖğe DEDE KORKUT KİTABI’NDA ŞAMANİK UNSURLAR(2020) Tunç, ZekiyeTürkler yaşam tarzları gereği günlük hayatlarında bazı kişilerle iletişime geçerek onlara danışmış ve destek almışlardır. Topluma dinginlik veren bu kişiler zaman zaman yöneticilere de rehber olmuşlardır. Türklerin destanlarından kitabelerine kadar birçok eserlerinde bilge de diyeceğimiz bu kişilerin varlığını tespit ediyoruz. Türk halklarının Şamanist olanları kama itibar etmektedirler. Onlar kötü ruhların tesirinden korunmak için kama başvurarak hayatlarını sükûnet içerisinde geçirmeye çabalarlardı. Aynı şekilde Dede Korkut Destanlarında, Oğuz beyleri sevinçlerini ve hüzünlerini Dede Korkut ile paylaşırlardı. Dede Korkut Oğuzlara tavsiyelerde bulunur ve Oğuzlar Dede Korkut sözüne itibar ederlerdi. Kam ile Dede Korkut Türk dünyasının ortak değeri olarak varlıklarını sürdürmektedirler. Kam atasından kalan mirasın temsilcisi olarak bu vazifeyi devam ettirip günümüz bir kısım Türkler arasında hala varlığını korumaktadır. Dede Korkut ise Oğuz Kağan Destanı’ndan tanıdığımız Irkıl Hoca’nın görevini Türkler arasında sürdüren bir şahıs olarak aynı hürmeti gördü. Dede Korkut Kitabı’nın yazılması ile Dede Korkut Destanları Türk dünyasına miras kalmıştır. Dede Korkut Kitabı’nda Oğuz beylerinin yönetim anlayışları, savaşları ile kahramanlıklarının yanı sıra Oğuzların günlük hayatları ve inançları hakkında da bilgi ediniyoruz. Kitapta, Şamanik unsurlardan olan Tanrı, ağaç, dağ, suya dair inançlar ile renk, sayı ve hayvan sembolleri hakkında anlatımlar vardır. Bununla birlikte kitapta sosyal yaşamın ritüellerinden olan kurban kesme, dua etme, ad koyma, rüya yorumlama ve ölüm ile ilgili anlayışlarda Şamanik izleri tespit ediyoruz.Öğe EDİGEY DESTANINDA VATAN TEMASI(TATAR VE BAŞKURT VARYANTLARINA GÖRE)(2021) Tunç, ZekiyeEdigey Destanında olaylar Deşt-i Kıpçak coğrafyasında meydana gelmektedir. Deşt-i Kıpçak milattan öncekidönemlerden itibaren Türklerin göç ettiği coğrafyalardan biridir. MS XIII. yüzyıla gelindiğinde bu kadim Türkyurduna gelen Moğollar bölgedeki Kıpçak ve Bulgarları hâkimiyetleri altına alarak Altın Orda Devleti’nikurmuşlardır. Dolayısıyla Altın Orda döneminde de bölgenin nüfusunun bir parçası olan Türk halklarından EdigeyDestanında bahsedilmiştir. Edigey Destanı gerçek tarihî şahsiyetler olan Emîr Edigey, Toktamış Han ve EmîrTimur arasında yaşanan olayları anlatır. Destanın başkahramanı olan Edigey, Toktamış Han’ın kendisiniöldürteceğini anlayarak Emîr Timur’a sığınmıştır. Edigey, Emîr Timur’dan aldığı destekle hem vatanını kurtarırhem de Toktamış Han’dan intikamını alır. Edigey Destanının Tatar ve Başkurt varyantlarında Edigey’in vatanıiçin canı pahasına mücadelesi konu olmuştur. Destanın kahramanı Edigey Ural, İdil ve buralardaki halkı içinömrünü savaşlarda tüketmekten büyük bir onur duymuştur. Edigey’in vatan sevgisi ve vatanı içinkahramanlıkları Türk halkları arasında dillendirilerek unutturulmamıştır. Edigey Destanında, Edigey Ural(Yayık) ve İdil’i düşmanlardan korumak için bahadırlık yapmasının yanı sıra bu düşüncesinin kendisi öldüktensonra da oğlu ve ülkesinin gençleri tarafından sürdürülmesini istemektedir. Başkurt varyantında anlatıldığınagöre, Edigey düşmanlarıyla savaşlarından birinde yaralanıp can vereceği esnada oğluna vasiyet olarak sonsözleri vatanı korumasına dair olmuştur. Destanda Edigey’in ölümü ülkenin karanlığa bürünmesi, yetim kalmasıve kaygılı bir sürece girilmesi olarak tasvir edilmiştir.Öğe ESKİ TÜRK YAZITLARINDA KAĞANIN VASIFLARI VE GÖREVLERİ(2018) Tunç, ZekiyeBozkır kültürünün temsilcileri olan Türkler tarih sahnesine çıktıkları ilk zamanlardan itibaren tanınmış bir kavimdir. Çin’den Tuna’ya kadar geniş bozkır sahasında at koşturan bu kavim büyük işler başarmıştır. Eski Türk devletlerinin güçlü olmalarında liderlerinin katkısı oldukça fazladır. Türkler idari sistemlerinin en üst katmanında bulunup devleti yöneten kişilere “kağan” ismini vermişlerdir. Kağan, Tanrı tarafından kut verilerek seçilir ve bu durum Türklerdeki yönetim biçiminin özgünlüğünü gösteren bir inançtır, diyebiliriz. Devletin iyi yönetilmesi Tanrının verdiği kutun sahiplenip ona göre kağanın görev ve sorumluluklarını yerine getirmesi ile mümkündür. Bu yapılmadığı takdirde yöneticilere verilen kut geri alınırdı. Türk devletlerinin geleceğini genel olarak yöneticilerin iyi?kötü vasıfları belirlerdi. İyi vasıflı bir yönetici bilge, akıllı ve cesur olma özelliklerine sahiptir. Bu sebeple tarihte Mete Han, Attila, Mukan Kağan, İlteriş Kağan, Bilge Kağan, Moyun?Çor Kağan gibi yöneticilerin devletlerini güçlendirdiklerinden bahseder ve milli kahraman olarak dillendiririz. Türk milletinin başarılı kağanları milletin huzur içinde yaşamalarını sağlamışlardır. İdareciliği zayıf kağanlar milletin talihinin kötüye gitmesine sebep olmuşlardır.Öğe SINOP’TA SELÇUKLU MIRASI(Selcuk University, 2020) Tunç, ZekiyeSelçuklular, Çagri Bey ile baslayan Anadolu’ya akinlarini Sultan Tugrul, Sultan Alparslan ve Sultan Meliksah dönemlerinde sürdürerek burada kalici fetihler yapmislardir. Anadolu’da özellikle Malazgirt Savasi sonrasinda hizlanan Selçuklu akinlari Sinop’un alinmasina vesile olmus ve ilk olarak burayi Selçuklu komutanlarindan Karatekin fethetmistir (1084/1085). Karatekin’in Sinop’ta hâkimiyeti uzun sürmemis ve tahminen 1086 yilinda Bizans burayi geri almistir. Türkiye Selçuklu Sultani I. Izzeddîn Keykâvus 1214 yilinda Sinop’u fethetmis ve böylece sehir yeniden Türklerin eline geçmistir. I. Izzeddîn Keykâvus, Sinop’ta Türk-Islam kültürünü tesis eden ilk Türkiye Selçuklu sultanidir. Sinop Içkale Kitabeleri bu dönemde yazilmistir.Sinop’un ticari konumu, gerek sehri fetheden Sultan I. Izzeddîn Keykâvus ve gerekse diger Türkiye Selçuklu sultanlari tarafindan son derece önemsenmistir. Sultan I. Alâeddîn Keykûbâd idareci oldugu dönemde Sinop Limani’nin güvenligini sagladigi gibi bölgedeki imar faaliyetlerini de devam ettirmistir. Anadolu’da Mogol istilasinin baslamasi Türkiye Selçuklulari için son derece olumsuz sonuçlar dogurmus ve Sinop’a Trabzon Imparatorlugu hâkim olmustur (1254/1259). Sinop’a Trabzon Imparatorlugu hâkim olsa da Türkiye Selçuklulari sehirden vazgeçmeyip beyleri Muînüddin Süleyman Pervâne vasitasiyla yeniden burayi geri almislardir.Sonuç olarak, IV. Haçli Seferi’nin ardindan Iznik Imparatorlugu kurulunca Türkiye Selçuklu Devleti’nin Adalar Denizi ile baglantisi kesilmistir. Türkiye Selçuklulari Karadeniz ve Akdeniz’e çikislari da olmadigindan bir kara devleti haline gelmistir. Dolayisiyla Anadolu’da sikisip kalan devletin bir sekilde denizlerle temas kurmasi gerekmekte idi. Nitekim 1207 ile 1216 yillarinda Antalya ve 1214 yilinda ise Sinop’un alinmalari bu açidan devlet için zaruri idi. Türkiye Selçuklulari Sinop’u fethettikten hemen sonra burada Türk-Islam kültürünü yaymislardir. Çalismamizda Sinop’u bir Selçuklu sehrine dönüstürmek isteyen sultanlarin uyguladiklari politikalar ile yaptirdiklari mimari eserler hakkinda bilgi verilmistir. Sinop’taki Içkale, Alâeddîn Camii, Pervâne Medresesi ve Duragan Kervansarayi gibi Türkiye Selçuklu dönemi eserleri günümüzde varliklarini korumaktadirlar. Ayrica çalismamizda bu dönemde Sinop’u askeri, dini ve ilmi yönden etkileyen Emir Tayboga, Çeçe Sultan, Sari Saltuk gibi sahsiyetlerin hayatlari da anlatilmistir.Öğe SİNOP’TA SELÇUKLU MİRASI(2020) Tunç, Zekiye; Özbek, ArzuSelçuklular, Çağrı Bey ile başlayan Anadolu’ya akınlarını Sultan Tuğrul, Sultan Alparslan veSultan Melikşah dönemlerinde sürdürerek burada kalıcı fetihler yapmışlardır. Anadolu’da özellikleMalazgirt Savaşı sonrasında hızlanan Selçuklu akınları Sinop’un alınmasına vesile olmuş ve ilkolarak burayı Selçuklu komutanlarından Karatekin fethetmiştir (1084/1085). Karatekin’in Sinop’tahâkimiyeti uzun sürmemiş ve tahminen 1086 yılında Bizans burayı geri almıştır. Türkiye SelçukluSultanı I. İzzeddîn Keykâvus 1214 yılında Sinop’u fethetmiş ve böylece şehir yeniden Türklerin elinegeçmiştir. I. İzzeddîn Keykâvus, Sinop’ta Türk-İslam kültürünü tesis eden ilk Türkiye Selçuklusultanıdır. Sinop İçkale Kitabeleri bu dönemde yazılmıştır.Sinop’un ticari konumu, gerek şehri fetheden Sultan I. İzzeddîn Keykâvus ve gerekse diğerTürkiye Selçuklu sultanları tarafından son derece önemsenmiştir. Sultan I. Alâeddîn Keykûbâdidareci olduğu dönemde Sinop Limanı’nın güvenliğini sağladığı gibi bölgedeki imar faaliyetlerini dedevam ettirmiştir. Anadolu’da Moğol istilasının başlaması Türkiye Selçukluları için son dereceolumsuz sonuçlar doğurmuş ve Sinop’a Trabzon İmparatorluğu hâkim olmuştur (1254/1259).Sinop’a Trabzon İmparatorluğu hâkim olsa da Türkiye Selçukluları şehirden vazgeçmeyip beyleriMuînüddin Süleyman Pervâne vasıtasıyla yeniden burayı geri almışlardır.Sonuç olarak, IV. Haçlı Seferi’nin ardından İznik İmparatorluğu kurulunca Türkiye SelçukluDevleti’nin Adalar Denizi ile bağlantısı kesilmiştir. Türkiye Selçukluları Karadeniz ve Akdeniz’eçıkışları da olmadığından bir kara devleti haline gelmiştir. Dolayısıyla Anadolu’da sıkışıp kalandevletin bir şekilde denizlerle temas kurması gerekmekte idi. Nitekim 1207 ile 1216 yıllarındaAntalya ve 1214 yılında ise Sinop’un alınmaları bu açıdan devlet için zaruri idi. Türkiye SelçuklularıSinop’u fethettikten hemen sonra burada Türk-İslam kültürünü yaymışlardır. Çalışmamızda Sinop’ubir Selçuklu şehrine dönüştürmek isteyen sultanların uyguladıkları politikalar ile yaptırdıklarımimari eserler hakkında bilgi verilmiştir. Sinop’taki İçkale, Alâeddîn Camii, Pervâne Medresesi veDurağan Kervansarayı gibi Türkiye Selçuklu dönemi eserleri günümüzde varlıklarınıkorumaktadırlar. Ayrıca çalışmamızda bu dönemde Sinop’u askeri, dini ve ilmi yönden etkileyenEmir Tayboğa, Çeçe Sultan, Sarı Saltuk gibi şahsiyetlerin hayatları da anlatılmıştır.Öğe Türk Halklarının Doğum İle İlgili İnançlarında “Alkarısı”(2023) Tunç, ZekiyeTürk kültüründe soyun devam etmesini sağlamak için çocuk sahibi olmaya büyük ehemmiyet verilmiştir. Türklerde evlenen çiftler çocuk sahibi olduklarında itibar kazanıp, hayatlarını anlamlı kılıyorlardı. Ancak bir kadın anne olmak için kolay süreçlerden geçmemektedir. Kadının hamilelik süreci, doğum anı ve doğum sonrası ayrı ayrı önemli safhalar olarak karşımıza çıkar. Lohusalık sürecinde olan kadın ve bebeği çeşitli tehlikeler ile karşı karşıya kalır. Türk halk inançlarında alkarısının lohusa ve bebeğinin ciğerini yiyerek onları öldüreceğine inanılır. Alkarısı cinler taifesinden olduğuna inanılan dişi bir varlıktır. Türkler, alkarısı gibi kötü ruhlardan lohusa ve bebeğini korumak için çeşitli yöntemlere başvurur. Alkarısı ile ilgili inançlar Türklerin yaşadığı geniş coğrafyada geçmişte varlık göstermiş ve günümüzde de Türk halkları arasında bu inançlar sürdürülmektedir.Öğe Türkiye Selçuklularinin Sinop’un Fethinde Gâsiye’yi Hâkimiyet Âlameti Olarak Kullanmalari ve Fetih Için Gönderilen Fütüvvetnâme(Gaziantep Üniversitesi, 2018) Sahin, Mustafa; Tunç, ZekiyeI.Izzeddîn Keykâvus, devletin ekonomik bakimdan daha da güçlenmesi içinAnadolu’nun Karadeniz ve Akdeniz’e kiyisi olan önemli limanlarinin alinmasininbilincindeydi. Sinop tabii bir limana sahip olmasi dolayisiyla çok eskidönemlerden itibaren önemli bir yerlesme yeri olmustur. Sehrin Kirim’in tamkarsisinda yer almasi da önemini ayrica arttirmistir. Burasi TürkiyeSelçuklularinin Akdeniz ve Karadeniz’e hâkim olma amaçlarini gerçeklestirmekiçin almak istedikleri en öncelikli limanlardan birisi olmustur. Trabzon RumImparatorlugu’nun Canik çevresindeki Müslümanlara karsi olumsuz tutumu buraninivedi olarak alinmasinda etkili oldu. Kusatma öncesinde esir alinan Trabzon RumImparatoru sehrin tesliminde önemli rol oynadi. Sultan Izzeddîn Keykâvus, esiredilen Trabzon Rum Imparatoru’na fetihten sonra hil‘at giydirdi. Ona hediyeler verdi. Rum Imparatoru da hükümdarinhâkimiyetini tanidiginin bir göstergesi olarak Sultanin atinin yulari elinde vegâsiyesi omuzunda bir müddet yürüdü. Selçuklu Sultani, Abbâsî Hâlîfesine fethinmüjdesi olarak fetihnâme ile birlikte hediyeler gönderdi. Selçuklu ülkesindefetih onuruna eglenceler düzenlendi. Sultan, sehrin imari için görevlendirmeleryapti. Izzeddîn Keykâvus zamaninda fethedilen sehir imar faaliyetleri ve burayagöçün tesvik edilmesi ile kisa zamanda Müslüman Türk beldesi haline geldi.Türkiye Selçuklulari daha önce Akdeniz kiyisinda önemli bir liman olanAlanya’yi almakla güney ticaretini kontrol altina almayi düsünmüslerdi.Sinop’un alinmasiyla Karadeniz ticaretinin güvenligi saglanmis; Kirim bastaolmak üzere Karadeniz’in kuzeyi ile canli ticârî iliskilerin yolu açilmistir.Alanya ve Sinop Limanlarinin Selçuklular tarafindan fethi ile Kibris’tanKirim’a kadar olan alanda ticaretin kendi lehlerine olmasinin yolunu daaçmislardir. Bu çalismada bilimsel etik kurallari çerçevesinde döneme aitbirinci elden kaynaklar ve tetkik eserler kullanildi. Çalismada Gâsiye’ninhâkimiyet alâmeti olarak kullanilmasi ve fethin önemini gösteren fütüvvetnâmekonusu ele alindi.Öğe Türkiye Selçuklularının Sinop’un Fethinde Gâşiye’yi Hâkimiyet Âlameti Olarak Kullanmaları ve Fetih İçin Gönderilen Fütüvvetnâme(2018) Şahin, Mustafa; Tunç, ZekiyeI. İzzeddîn Keykâvus, devletin ekonomik bakımdan daha da güçlenmesi için Anadolu’nun Karadeniz ve Akdeniz’e kıyısı olan önemli limanlarının alınmasının bilincindeydi. Sinop tabii bir limana sahip olması dolayısıyla çok eski dönemlerden itibaren önemli bir yerleşme yeri olmuştur. Şehrin Kırım’ın tam karşısında yer alması da önemini ayrıca arttırmıştır. Burası Türkiye Selçuklularının Akdeniz ve Karadeniz’e hâkim olma amaçlarını gerçekleştirmek için almak istedikleri en öncelikli limanlardan birisi olmuştur. Trabzon Rum İmparatorluğu’nun Canik çevresindeki Müslümanlara karşı olumsuz tutumu buranın ivedi olarak alınmasında etkili oldu. Kuşatma öncesinde esir alınan Trabzon Rum İmparatoru şehrin tesliminde önemli rol oynadı. Sultan İzzeddîn Keykâvus, esir edilen Trabzon Rum İmparatoru’na fetihten sonra hil‘at giydirdi. Ona hediyeler verdi. Rum İmparatoru da hükümdarın hâkimiyetini tanıdığının bir göstergesi olarak Sultanın atının yuları elinde ve gâşiyesi omuzunda bir müddet yürüdü. Selçuklu Sultanı, Abbâsî Hâlîfesine fethin müjdesi olarak fetihnâme ile birlikte hediyeler gönderdi. Selçuklu ülkesinde fetih onuruna eğlenceler düzenlendi. Sultan, şehrin imarı için görevlendirmeler yaptı. İzzeddîn Keykâvus zamanında fethedilen şehir imar faaliyetleri ve buraya göçün teşvik edilmesi ile kısa zamanda Müslüman Türk beldesi haline geldi. Türkiye Selçukluları daha önce Akdeniz kıyısında önemli bir liman olan Antalya’yı almakla güney ticaretini kontrol altına almayı düşünmüşlerdi. Sinop’un alınmasıyla Karadeniz ticaretinin güvenliği sağlanmış; Kırım başta olmak üzere Karadeniz’in kuzeyi ile canlı ticârî ilişkilerin yolu açılmıştır. Antalya ve Sinop limanlarının Selçuklular tarafından fethi ile Kıbrıs’tan Kırım’a kadar olan alanda ticaretin kendi lehlerine olmasının yolunu da açmışlardır. Bu çalışmada bilimsel etik kuralları çerçevesinde döneme ait birinci elden kaynaklar ve tetkik eserler kullanıldı. Çalışmada Gâşiye’nin hâkimiyet alâmeti olarak kullanılması ve fethin önemini gösteren fütüvvetnâme konusu ele alındı.












