Yazar "Tekir, Süleyman" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 10 / 10
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Batı Anadolu’da Yunan İşgali Ve Aydın Muhacirleri (1919-1920)(2017) Tekir, Süleyman; Ural, SelçukBirinci Dünya Savaşı sonucunda İtilaf Devletleri ile imzalanan Mondros Mütarekesi gerekçe gösterilerek 15 Mayıs 1919'da İzmir, Yunan kuvvetleri tarafından işgal edildi. 27 Mayıs 1919'da ise Aydın, Yunan işgaline uğradı. İşgali takip eden günlerde Yunan askerleri İzmir ve Aydın çevresinde yaşayan Müslüman Türklere karşı büyük katliamlar yapmaya başladı. Katliamların en büyük amacı; bölgedeki Türk nüfus oranlarının Rumlar aleyhinde değiştirilmek istenmesinden kaynaklanıyordu. Savaşların en trajik sonuçlarının başında, savaş bölgelerinde yaşayan sivil halkın yaşadığı bölgeleri terk etmeleri yani göçler gelmektedir. Yunanlıların yaptıkları katliamlara karşı kayıtsız kalamayan bölge halkı iç bölgelere doğru göçe başladı. Bölgedeki idari ve askeri yetkililerin çabaları göçü engelleme noktasında yetersiz kaldı. Çoğunluğunu kadın, çocuk ve yaşlıların oluşturduğu muhacirler İtalyan işgal bölgelerine sığınmaya başladılar. Muhacirler güney ve kuzey mıntıkası olarak adlandırılan iki farklı bölgeye göç etmek zorunda kaldılar. Göç kafileleri Çine, Koçarlı, Afyonkarahisar ve Balıkesir'e kadar uzanan coğrafyaya ulaştı. İşgallere hazırlıksız yakalanan muhacirler üzerlerinde kıyafetleri; yanlarında erzakları olmadan yola çıkmışlardı. Göç kafilelerinin ulaştığı bölgelerde barınma, sağlık ve iaşe konularında ciddi sorunlar ortaya çıktı. İlk etapta ulaştıkları bölgelerdeki yerel idare ve ahali, muhacirlere sahip çıktı. İlerleyen süreçte, bölgeye gönderilen devlet görevlileri tarafından gerekli yardımlar yapıldı. Bu çalışmada; Aydın ve çevresinden göç etmek zorunda kalan yaklaşık 140 bin muhacirin yerleştikleri bölgeler, karşılaştıkları sağlık problemleri ve bu muhacirlere yapılan yardımlar ele alınacaktırÖğe Birinci Mecliste Bir Muhalif: Mersinli Cemal Paşa(2020) Tekir, Süleyman; Polat, GürkanMersinli Cemal Paşa, Türk askerî tarihinin ünlü simalarındandır. Balkan ve Birinci Dünya Harplerindecephede mücadelenin içinde yer almıştır. Mondros Mütarekesi’nden sonra Millî Mücadele saflarında yeralmasına rağmen İstanbul hükûmetinde Harbiye Nazırlığı görevi yapması Ankara ile ilişkilerinizedelemiştir. İstanbul’un işgalini müteakip İngilizler tarafından tutuklanarak Malta’ya götürülmüştür.Malta dönüşü ise I. TBMM’de Isparta mebusu olarak görev yapmıştır.Birinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, savaş meclisi olduğu kadar hükûmet-muhalefet çekişmesiylede ünlüdür. Bu Mecliste Isparta mebusu olarak bulunan ve muhalefet saflarında yer alan Mersinli CemalPaşa, bir yıldan biraz daha fazla sürede gerek müşterek çalışmaları gerekse münferit hareketleriyledikkatleri üzerine çekmiştir. Mersinli Cemal Paşa’nın Meclisteki faaliyetleri dikkatle incelendiğinde nasılbir siyasi kişilik olduğu daha rahat anlaşılabilir. Bu çalışmanın amacı, askerî hayatı sonrası dönemde siyasibir kişilik olarak Mersinli Cemal Paşa’yı, özellikle muhalif yönüyle ele almaktır.Öğe Birinci Meclis’te Bir Muhalif: Mersinli Cemal Pasa(Giresun Üniversitesi, 2020) Tekir, Süleyman; Polat, GürkanMersinli Cemal Pasa, Türk askerî tarihinin ünlü simalarindandir. Balkan ve Birinci Dünya Harplerinde cephede mücadelenin içinde yer almistir. Mondros Mütarekesi’nden sonra Millî Mücadele saflarinda yer almasina ragmen Istanbul hükûmetinde Harbiye Nazirligi görevi yapmasi Ankara ile iliskilerini zedelemistir. Istanbul’un isgalini müteakip Ingilizler tarafindan tutuklanarak Malta’ya götürülmüstür. Malta dönüsü ise I. TBMM’de Isparta mebusu olarak görev yapmistir.Birinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi, savas meclisi oldugu kadar hükûmet-muhalefet çekismesiyle de ünlüdür. Bu Mecliste Isparta mebusu olarak bulunan ve muhalefet saflarinda yer alan Mersinli Cemal Pasa, bir yildan biraz daha fazla sürede gerek müsterek çalismalari gerekse münferit hareketleriyle dikkatleri üzerine çekmistir. Mersinli Cemal Pasa’nin Meclisteki faaliyetleri dikkatle incelendiginde nasil bir siyasi kisilik oldugu daha rahat anlasilabilir. Bu çalismanin amaci, askerî hayati sonrasi dönemde siyasi bir kisilik olarak Mersinli Cemal Pasa’yi, özellikle muhalif yönüyle ele almaktir.Öğe Erken Cumhuriyet Dönemi Türkiye’de Bulaşıcı Hastalıklarla Mücadele (1923-1930)(2019) Tekir, SüleymanTürkiye Cumhuriyeti kurulduğunda, uzun veyorucu savaşlar sonucunda harabe haline gelenAnadolu’da salgın hastalıklar adeta kolgeziyordu. Anadolu halkı büyük bir sefaletiçerisinde hastane ve ilaca ulaşamıyordu.Cumhuriyetin ilanıyla birlikte halk sağlığıhizmetlerine yoğun önem verildi. ErkenCumhuriyet Dönemi olarak adlandırılabilecekolan 1923-1930 yılları arasında sağlık alanındakimesainin tamamı salgın hastalıklarla mücadeleiçin sarf edildi. Bu dönemde en yoğun görülenhastalıklar; sıtma, frengi, çiçek, kızıl, trahom,difteri ve verem idi. Ülkenin orta ve kuzeykesimlerinde frengi, güneyinde trahomtamamında ise sıtma hastalığı görülüyordu.1923-1930 döneminde bulaşıcı hastalıklarlamücadele edebilmek için heyetler kuruldu.Vilayetlerden gelen salgın ihbarları dikkatealınarak hastalığın görüldüğü yerlere ilaç, aşı,serum ve doktor gönderildi. Mücadelede önemliyeri olan aşıların üretimi devlet eliyle yapıldı.Türkiye’de üretilemeyen ilaçlar ise yurtdışındanithal edildi. 1930 yılında saha çalışmalarındanelde edilen tecrübeler doğrultusunda UmumiHıfzıssıhha Kanunu çıkarıldı. Bulaşıcı ve salgınhastalıklarla mücadele bu düzenlemeyle yasalzemine oturtuldu.Bu çalışmada Türkiye’de 1923-1930döneminde görülen bulaşıcı hastalıklarla yapılanmücadele ele alınırken; arşiv belgeleri, gazetelertelif ve tetkik eserlerden yararlanıldı.Öğe Erken Cumhuriyet Yıllarında TÜrkiye'de İletişim Araçları: Posta, Telefon, Telgraf ve Telsiz (1925-1930)(2021) Tekir, Süleymanİnsanlar uzak mesafelerden birbirleriyle iletişim kurabilmek için tarih boyunca çalıştılar. 19. yüzyılın başında telgrafın icadı bu alandaki çabaların en önemli neticesi oldu.Üzerinden geçen kısa zamanda iletişim araçlarının çeşitlenmesi mümkün olabildi. Osmanlı Devleti telgrafla görece erken bir dönemde tanışmasına rağmen telefon kullanımında geç kaldı. On yıl boyunca süren savaş dönemi tam manasıyla kurulamamış olan iletişim alt yapısını mahvetti. Posta hatlarının tamamına yakını işlemez hale geldi. Millî Mücadele sırasında cephelerle ve Anadolu’nun her noktasıyla iletişimin sağlanabilmesi telgraf sayesinde oldu. Telgraf hatlarının işler halde tutulabilmesi ise insan üstü gayretle mücadele eden çalışanlar sayesinde mümkün olabildi. Cumhuriyet ilan edildiğinde derme çatma telgraf hatları, on iki ay boyunca işletilemeyen ve uluslararası sisteme entegre edilememiş bir posta sisteminden fazlası yoktu. İletişim araçlarındaki büyük dönüşüm 1925-1930 döneminde gerçekleştirildi. Telgraf, telsiz, telefon ve posta işletmelerine yapılan yatırımlar kısa sürede sonucunu verdi. Ancak 1929 ekonomik krizi her alanda olduğu gibi iletişim altyapısına yapılan yatırımları da olumsuz yönde etkiledi. Bu çalışma 1925’e kadar olan dönemin durum tespitini yaptıktan sonra 1925-1930 döneminde iletişim altyapısına yapılan yatırımlara odaklanmaktadır.Öğe II. DÜNYA SAVAŞI’NDA TÜRKİYE’YE SIĞINAN MÜLTECİLER ve YUNANİSTAN’A YAPILAN KIZILAY YARDIMLARI(2023) Tekir, Süleyman; Şahin, EdaI. Dünya Savaşı ile değişen geleneksel savaş yaklaşımı askerî alanlar kadar sivil yaşam alanlarını da doğrudan etkiledi ve siviller savaşın acımasızlığıyla yüzleştiler. Bu durum mülteciler meselesini farklı bir boyuta taşıdı ve II. Dünya Savaşı’nda milyonlarca insan mültecidurumunadüştü.Türkiye’nin1939senesindeAlmanya’nınPolonya’yasaldırmasıyla başlayan II. Dünya Savaşı’nda tarafsız olmayı seçmesi, mülteciler meselesinde önemli bir misyonu doğal olarak üstlenmesine neden oldu. Savaşın alanının bir anda tüm dünya sathına yayılmış olması mültecilere karşı misafirperver ülke sayısının oldukça azalmasına neden oldu. Her türlü baskıya rağmen savaşa girmeyen Türkiye, sivil ve askerî mültecilerin sığınak noktalarından birisi oldu. Türkiye, uluslararası hukukun hükümlerine göre hareket ederek mültecilere insani yardımlarda bulundu. Türkiye’de insani yardımlar söz konusu olunca ilk akla gelen örgüt olan Kızılay, II. Dünya Savaşı sırasında gerek yurtiçi gerekse yurtdışında savaş mağdurlarına yardım elini uzatmaktan geri durmadı. Mülteciler meselesi zor durumda olan Türk ekonomisine ağır yük yüklemesine rağmen yardım faaliyetleri savaş sonrası döneme kadar aksatılmadan yapıldı. Kızılay’ın koordinasyonluğunda bu yardım ve çalışmalar titizlikle yürütülmüştür. Yerinden edilmiş olan insanların en temel ihtiyaçları olan barınma ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanması için kurulan kamplarda kalori ihtiyaçlarına kadar hesaplanarak karşılanmıştır. Kızılay’ın yurtdışında yoğun olarak insani yardım faaliyeti yürüttüğü ülkelerin başında işgale uğrayan ve açlıkla karşıya kalan Yunanistan gelmektedir. Bu çalışmanın amacı Kızılay arşiv belgelerinden faydalanarak savaş döneminde Türkiye’deki mültecilere yönelik gerçekleştirilen yardım faaliyetleri, mülteci kampları ve bu kamplarda kalan mültecilere ilişkin tespitlerde bulunmaktır. Söz konusu belgelerden yola çıkılarak mültecilerin yeme, içme, barınma, sağlık durumları, Anadolu’daki mülteci kamplarının vaziyeti ve çalışma şekilleri, kamplarda barınmakta olan mültecilerin yaşamına dair bilgiler ele alındı.Öğe İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARINDA TÜRKİYE’DE SİVİL VE ASKERİ MÜLTECİLER MESELESİ(2019) Tekir, SüleymanÇatışmalar, etnik saldırılar ve soykırım korkusu İkinci Dünya Savaşı yıllarında milyonlarca insanın evlerini terk etmelerine neden oldu. Sayıları kesin olarak bilinmemekle birlikte 20 milyon insan savaş süresince göç etti. Türkiye Doğu Avrupa’dan gelen yoğun bir göçe maruz kaldı. Bu göçün temelinde Almanya ve Sovyet Rusya’nın uyguladığı iskân politikaları bulunuyordu. Savaş süresince mülteciler; esirler, siyasi mülteciler, siviller, Yahudiler ve casuslar olarak kendi aralarında kategorize edildi. Almanya’nın 1941’de Yunanistan’a saldırmasıyla birlikte Türkiye yoğun bir mülteci göçüyle karşı karşıya kaldı. Mültecilerin bir kısmı Türkiye’deki şehir, kasaba ve köylere, diğer bir kısmı ise kamplara yerleştirildi. Büyük bir kısmı ise Orta Doğu’daki İngiltere himayesindeki kamplara nakledildi. Savaş boyunca on binlerce mülteci Türkiye’ye sığındı. Avrupalı Yahudiler soykırımdan kaçmak için Türkiye’yi köprü olarak kullanarak Filistin’e ulaşmaya çalıştılar. Yabancı ordu mensubu askerlerde çeşitli sebeplerden ötürü Türkiye’ye iltica ettiler. Türkiye savaş boyunca din, dil ve ırk ayrımı yapmaksızın tüm mültecilere karşı kucaklayıcı bir tavır sergiledi.Öğe SIHHİYE VE MUAVENET-İ İÇTİMAİYE VEKÂLETİ’NİN KURULUŞU VE ERKEN CUMHURİYET DÖNEMİNDEKİ FAALİYETLERİ (1920-1930)(2019) Tekir, Süleyman1912-1918 yılları arasında devam eden savaşlar Anadolu'ya felaketi getirdi. Takip eden yıllardan1922’ye kadar ise Anadolu düşman işgalinde kaldı. Bulaşıcı ve salgın hastalıklar tüm ülkeye yayılmışdurumdaydı. 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılmasıyla birlikte Anadolu’da sağlık alanındailk adımlar atıldı. TBMM bir yandan düşman kuvvetleriyle mücadele ederken diğer taraftan halksağlığının korunması için politikalar üretmekten geri durmadı. 3 numaralı kanun ile Sıhhiye veMuavenet-i İçtimaiye Vekâleti kuruldu. İstanbul Hükümeti’nin İstanbul’dan ilaç ve diğer sağlıkmalzemelerinin gönderilmesini engellemesine rağmen zafere kadar, olağanüstü bir gayretle sağlıkalanında adımlar atıldı. Cumhuriyet’in ilânını takip eden süreçte düşman işgali sona eren İstanbul’dakisağlık kuruluşlarından faydalanma imkânı doğdu. 1924’te sağlık politikasına göre öncelikli olarakyapılması gerekenler belirlendi. Salgın hastalıklarla mücadele, yeni hastanelerin açılması, doktoryetiştirilmesi, halkın bilinçlendirilmesi ve kanuni düzenlenmelerin yapılması öncelikli konulararasında yer aldı. Bu çalışmada Sıhhiye ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâleti’nin kuruluş süreci ve erkenCumhuriyet döneminde yaptığı faaliyetler ele alındı.Öğe Yol Kesiciler ve Kanunsuzlar: Türkiye'de Kırsal ve Siyasi Eşkıyalıkla Mücadele (1923-1938)(2024) Tekir, SüleymanOsmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne kalan sorunlu miraslardan birisi eşkıyalık ve çetecilikti. On yıl boyunca devam savaş döneminde asayişi sağlamakla görevli jandarmanın cephelere savaşmak için gönderilmesiyle birlikte huzur ve güven ortamı bozuldu. Uzun savaş yıllarının ortaya çıkardığı firari askerler meselesi de ülke içerisinde faaliyet gösteren eşkıya sayısının artmasına neden oldu. Eşkıyalık, 1914’ten itibaren her zamankinden daha güçlü bir Anadolu gerçeğine dönüştü. On yıl boyunca devam eden savaş, asayişin bozulmasına neden olduğu gibi asayişi sağlaması beklenen kolluk kuvvetlerinin de yıpranmasına sebep olmuştu. Söz konusu dönemde devlet-toplum veya toplum-birey arasındaki kopuşun kanunsuz bir hüviyete bürünmüş hâli olarak ortaya çıkan eşkıyalığın bertaraf edilmesi yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ni uzun süre uğraştırdı. 1924’ten itibaren ise ülke genelinde büyük çaplı isyan ve ayaklanma faaliyetleri görüldü. Toplumun belirli bir grubunu temsil etme iddiasıyla faaliyet gösterenlerin yanı sıra azımsanamayacak miktarda da şahsi çıkarları için eşkıyalık yapanların varlıkları söz konusuydu. Ülkenin belirli bölgelerinde hüküm süren feodal yapı, yoksulluk, uzun süre silah altında kalma, vergi yükü, toprak sahibiyle olan ilişkiler eşkıyalığın artmasına neden olan en temel sebepti. Türkiye Cumhuriyeti Devleti asayişi bozan unsurlarla mücadele edebilmek için önce asayişi sağlamakla mükellef olan kurumlarla kamu idaresini yeniden düzenledi. 1931’den itibaren eşkıyalığa karşı sergilenen kararlı tutum yedi yıl gibi bir sürede bu durumu ülke gündeminden çıkarmayı başardı. Çalışmada Cumhuriyetin tesisinden itibaren Türkiye’de görülen eşkıyalık türleri arşiv belgelerine göre kategorize ve tasnif edildi.Öğe YUNAN İŞGALİ ÖNCESİ İZMİR VE ÇEVRESİNDE RUM FAALİYETLERİ(2019) Tekir, Süleyman30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile Yunanlıların uzun yıllardırbekledikleri fırsat karşılarına çıktı. Mütarekeye göre, Osmanlı Devleti’nin orduları terhisedileceği için Anadolu’da güvenlik zafiyeti ortaya çıkacaktı. Böylece Rumlar, İzmir veçevresindeki emellerini kolayca gerçekleştirebileceklerdi. Mütarekenin 7. maddesine göregüvenlik zafiyeti yaşanan bölgelere İtilaf Devletleri müdahale edebilirlerdi.İzmir’de yaşayan Rumlar, beşinci kol faaliyetlerinde kullanılmak için uzun süredirkilise, okul ve basın aracılığıyla hazır hale getirilmişti. Durumdan faydalanmak isteyenRumlar, İzmir’in asayişini bozarak güvenlik zafiyeti çıkartmak için faaliyete başladılar. Rumteşkilatları ve metropolithane bu sürecin en büyük destekçileriydi. Rum çeteleri özelliklekıyı şeridinde köy basma, adam kaçırma, yol kesme gibi faaliyetlerle Türk ahaliyi bölgedenuzaklaştırmaya çalıştılar. Şehir merkezinde ise her fırsatta gösteri ve taşkınlık yapmaktan geridurmadılar.Yunanistan hükümeti ise Salib-i Ahmer/Kızılhaç adı altında bölgeye, silah vecephane sevk etti. İzmir’deki Türk idaresi ilk günlerden itibaren olayın mahiyetini anlamasınarağmen İstanbul’dan yapılan müdahalelerle sürekli olarak idareciler değiştirildi. Bu durumkarşısında Rum teşkilatları ile etkili bir mücadele yapılamadı.Bu çalışmada; Mondros Mütarekesi’ni takip eden süreçte İzmir ve çevresindeRumlar tarafından İtilaf Devletleri’nin müdahalesini sağlamak için yapılan faaliyetler arşivbelgeleri ışığında ele alındı