Yazar "Çek, Songül" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 6 / 6
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe BİR SENKRETİZM ÖRNEĞİ OLARAK SİNOP’TA HELESA GELENEĞİ VE MİTİK NİTELİKLERİ(2015) Çek, SongülKültürel yapı içerisinde ortaya çıkan tüm organizasyonlar belli gereksinimleri karşılamak üzere var olurlar.Kültürel yapı içerisinde ortaya çıkan tüm organizasyonlar belli gereksinimleri karşılamak üzere var olurlar. Herhangi bir kültürel gereksinime karşılık vermeyenler ise ya yok olur ya da biçim değiştirerek yeni oluşumların içerisinde yer alırlar. Mitik anlatılar için aynı şeyleri söylemek mümkündür. İlkel insanların inanma ihtiyacını karşılayan, buna bağlı olarak toplumsal düzenin korunmasını ve sürekliliğini gerçekleştirebilen mitik anlatılar ve buna bağlı ritüelistik uygulamalar, bugünkü törenler şenlikler, festivaller ya da çeşitli oyunlar içerisinde varlıklarını sürdürmeye devam etmektedirler. Değişen inanç sistemleri yahut yeni kabul edilen dinler, eski ilkel döneme ait inançları terk etmeyi gerekli kılar. Fakat kültürel değişimler hızla ve birden bire gerçekleşemediklerinden geçmişte var olan ile yeni olan birlikte yaşamaya devam eder. Uzun bir süreçten sonra baskın olan kültürel yapı diğerine hakim olur. Bu dönüşüm sürecinde senkretik oluşumlarla karşılamak mümkündür. Eskiye ait kültürel ögeler inanışlar gelenekler yeni dinin gerekleriyle ters düşmedikçe yeni dinsel yaşam içerisinde özümsenir, kabul edilir. Sinop'ta geleneksel olarak yapılan Helesa/ Sellim töreni özü itibariyle mitik özellikler taşıyan ritüelistik bir uygulamadır. İlkel dönemlerin tufan ve bollukla ilgili anlatı ve uygulamalarıyla örtüşen nitelikleri bulunmaktadır. İslamiyet öncesi Türklerde, Anadolu'da çok eskiden beri devam ettirilen tufan mitlerinin ve bolluk ritüellerinin İslamiyetle birleşmiş senkretik bir örneğidir. Ramazan ayının onbeşinden itibaren iftardan sonra gerçekleştirilen tören, ramazan davulcularının mani söyleme ve bahşiş toplama işlevlerini de yüklenerek ramazan eğlencesi olarak sürdürülmektedir. Eski Türk inanç sistemi içerisinde dünyanın yaratılışına dair anlatılar değerlendirilmiştir. Bugün gündelik yaşamın içerisinde var olan birçok uygulamanın temelinde bir tufanın hikayesi olan mitlerin izleri görülmektedir. Sinop'ta yaşatılan "Helesa", diğer adıyla "Sellim" özü itibariyle tufan mitinin yeniden üretimidir. Bu yazıda Helesa törenininöncelikle mitolojik kaynağı belirlenmeye çalışılmış daha sonra Türk sosyo-kültürel yapısı ve inanç sistemi içerisinde aldığı yeni şekiller üzerinde durulmuştur. "Helesa" - "Sellim"'in senkretik niteliği belirlenerek sosyal yaşam içinde kazandığı anlam ve fonksiyon değerlendirilmiştir. Tufan mitleri, mevsimlik törenlerin ya da başka deyişle yeni yıl törenlerinin makro kosmik örneğidir. Bu nedenle daha büyük bir çerçeveden bakıldığında Helesa töreni tufan miti etrafında ele alınıp mevsimlik bereket törenleri olarak incelenebilecek bir rütüeldir. Hemen hemen tüm dünya mitlerinde var olan tufan olayı, yaratılışın ve bunun sürekliliğinin bir aşamasıdır. Tufan mitleri kaostan kosmosa geçişi simgelemektedir. Kötülüklerin ve günahların arttığı kaosta Tanrı, insanları cezalandırır, yeryüzünü sularla kaplar. Onun elçilerinden biri bir gemi yapar hayvan ve bitkilerden gemiye alır, böylece türlerin devamı sağlanmış olur. Yaratılış yeniden gerçekleştirilmiş olur. Bilindiği gibi tufan miti dünyada hayatın yeniden başlangıcına referans etmekte, düzenin korunmasına yönelik bolluğun bereketin artması için bir takım uygulamalar gerçekleştirilmektedir. Bu bağlamda Sinop'ta gemiciler tufana ve sonrasındaki bereketin artması beklentisine yönelik uygulamaları Helesa töreni ile gerçekleştirmektedirler. Bu yönüyle Helesa, tufan miti ile yeni yıl mitinin ve buna bağlı mevsimlik törenlerin iç içe geçmiş halidir. İslamiyeti kabul eden Türkler yeni bir kültürle karşılaşmışlardır. Var olan kültürün birden yok olup yeni kültürün aynı şekilde tümüyle uygulanır olması mümkün değildir; bir süreç gerektirir. Eski kültürde ve inançta yer alan uygulamalar yeni kültürün ve inancın gerekleriyle bütünleşir. Bir takım değişimlerle varlığını sürdürür. Helesa'nın bugünkü işlevi eğlenme, hoş vakit geçirme gibi görünse de tufan ve bereket artırmayla ilgili mitler Altay Türkleri arasında yaygın olarak yer almaktadır. Bu anlatılar ve uygulamalar eski inanç sisteminin motifleriyle bezenmiş olarak sürdürülmüşlerdir. İslami inançla birleşen Helesa ritüeli, Ramazan ayı içerisinde iftardan sonra genç yaşlı tüm Sinopluların katılımıyla gerçekleşrilen bir törendir. Tören mitik hikayenin bir parçasının canlandırılması şeklinde gerçekleşir. Yaşanan fırtınadan sonra aç kalan balıkçıların küçük bir filikayla maniler söyleyip halktan yiyecek toplamaları, böylece kıtlıktan kurtulmaları törenin canlandırılan kısımdır. Törenin anlatısında olduğu gibi kıtlık yaşama ve sonrasında yiyecek bolluğu tam olarak Ramazan ayına uygun düşmektedir. Sinop'ta Ramazan ayında eğlenmek amacıyla gerçekleştirilen tören Ramazan ayının temel özellikleri ile birleşir. Oruç tutma ve iftar sonrası yiyecek bolluğu törenin kıtlık ve bolluk olgusuyla örtüşürken Helesa topluluğunun mâni söyleyicisi "kaptan" ile Ramazan davulcuları arasında işlevsel uyum söz konusudur. Süslenen filikanın sembolik tayfaları ve bu tayfayı yönlendiren kaptan, törenin ana kahramanlarıdır. Kaptanın söylediği çoğunlukla mani kalıbındaki manzum parçalar tayfalar tarafından tekrar edilir. Kaptanın tayfasını, deniz yaşamını ve balıkçılığı dile getirdiği bu maniler evlerden yiyecek ya da bahşiş toplamada teşvik edici, eğlendirici işleve sahiptir. Bunun yanı sıra manilerin bereketi arttırma dileğinin dolaylı bir dışavurumu olduğunu Bir Senkretizm Örneği Olarak Sinop'ta Helesa Geleneği ve Mitik Nitelikleri 351 Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 10/4 Winter 2015 söylemek mümkündür. . Mitik dönem insanının ritüelistik törenlerde kullandığı "sihrî" sözler" topluluğun geleceğe yönelik istek ve beklentileriyle ilişkilidir. Helesa manileri ve özellikle " heyamola yusa hop" gibi anlamsız görünen sözlerin, bahsedilen etkiye sahip olduğu ileri sürülebilir. Ramazan ayında oruç tutmak ve ayın sonunda bayram yapmak, bolluk ve bereket yaşamak, eski Türk inancında var olan günahlardan Tanrıların gazabından korunmak için gerçekleştirilen uygulamalar ile paralellik gösterir. Modern yaşam içinde semavi dinlere geçişle birlikte önceki uygulamaların yerini İslami inanç ve uygulamalar almıştır. Farklı dinsel inanç ve geleneklerin etkileşime girerek karışması sonucunda yeni inanç ögelerinin ya da örüntülerinin ortaya çıkışı çok katmanlı kültürel yapıların doğal niteliklerinden kabul edilmelidir. Bu bakımdan kültürel çeşitliğin kendi içindeki uyumu en açık şekilde bu geleneksel uygulamada görülmektedir. Halk tarafından gerçekleştirilen törenler şenlikler yalnızca eğlendirme işlevleriyle değerlendirilemezler, onlar aynı zamanda toplumun inancı, üretim- tüketim çabaları ve yaşam kaygılarıyla yakından ilişkilidir. Halk hayatının bütüncül olarak ele alınması hem edebi ürünlerin hem törensel uygulamaların daha doğru anlaşılmasını sağlar. Sinop'ta her yıl Ramazan ayı içerisinde tekrar edilen Helesa töreni de aynı biçimde yalnız eğlenmek maksadına yönelik değildir. Helesa'da üç ana unsur dikkat çekicidir. Törenin kaynağı ile ilgili anlatı, törenin uygulanışı ve törenin sözel boyutu. Helesa'nın ortaya çıkışına dair rivayet eskatoloji mitleriyle uyumlu bir yapı gösterir. Yaşanan felaket ve sonrasında yeniden düzenenin sağlanması kaostan kosmosa geçişi anlatır. Uygulanışı bakımından bolluk törenlerine kaynaklık eden yeni yıl mitleriyle bir düşünülmelidir. Evlerden gezdirilen küçük gemiyle yiyecek toplayıp topluluk tarafında paylaşmak en eski riüellerden biri olan mevsim törenlerini hatırlatır. Yaşamın canlanışı sembolik olarak gösterilir. Törende söylenen maniler yine inanç kalıntısı olarak denizde bereketin artması dileğini içeren, anlamsız gibi görünen sözler içerir. Helesa/Sellim, eski inançların izlerini taşıyan aynı zamanda bugünün koşullarıyla uyumlu kültürel dayanışma unsurudur. Bugün, geçmişteki amacından uzaklaşmış ve daha çok "hoş vakit geçirme işlevi" üstlenerek sosyal bir organizasyona dönüşmüş olsa da topluluğun bir araya gelmesi ortak paylaşımlarda bulunması bakımından önemli bir kültürel ihtiyacı karşılamaktadır. Belli bir süre kesintiye uğramış olsa da Sinop Belediyesi'nin katkılarıyla bugün de devam ettirilen gelenek, Sinop'un ana geçim kaynağı olan deniz balıkçığının sembolü durumundadır. Toplanan bahşişlerin vakıflara dağıtılması özgün halinden farklı olsa da yerel halk kültürü unsurlarının korunması adına önemli bir çabadır.Öğe MEMDUH SEVKET ESENDAL’IN AYASLI VE KIRACILARI’NDA KENT KÜLTÜRÜ VE HALK BILGISI YANSIMALARI(Süleyman Fidan, 2021) Çek, SongülKent kültürünün bugünün yasamindaki yeri düsünüldügünde yarattigi degerleri, insani ve ona ait her türlü geleneksel unsuru yasatma ve yansitma biçimi önem kazanir. Kent insaninin geçmisinde halk kültürünün ortaya koydugu bilgi ve tecrübe yer alir. Dolayisiyla kent insaninin geleneksel kültürden tamamen kopuk olarak ele almak, yüzyilin basindaki; köylüyü halk, kentliyi ise modern insan olarak degerlendirme yanilgisina götürür. Bu yaklasimla halkin geçmisinden bu yana sürdürüp getirdigi ve doganin parçasi olarak ürettigi bilginin, kent kültürüne uyum saglama imkâni bulamadan yok olmasi kaçinilmaz olur. Bireysel rollerin öne çiktigi ve yalnizlasmanin dogurdugu problemler baska kisisel ve toplumsal sorunlar dogurmaya devam eder. Bu nedenle kentlerin geçmiste az çok var olan, ancak bugün disarida birakilan halk bilgisine ait deger ve kavramlarini sürdürmeye çalismak, hem kent folkloru hem de saglikli toplumsal organizasyonlar kurmak bakimindan önem tasir. Bu çerçevede Türkiye’de kent hayatinin biçimlendigi dönemlere ve sehirlere bakmak, bugünle iliski kurmak ve yasatilan ya da unutulmaya baslayan halk bilgisi unsurlarini tespit etmek mümkündür. Böylece yasanan degisim sürecinde halk bilgisinin hangi unsurlarinin güçlü tutulmasi gerektigini görerek yeni kent kurgusuna dikkat çekmek de mümkün olabilecektir. M.S. Esendal’in Ankara’da geçen “Ayasli ve Kiracilari” adli romani dönemin sosyal, kültürel, ahlakî, ekonomik hayatina yakindan bakan bir çalismadir. Eserin kent kültürü üzerinden okunmasi yukarida sözü edilen hususlara dair çikarimlar yapmamizi saglayacaktir. Eser, Cumhuriyet’in ilk yillarindan bugüne biçimlenen kent yasaminin baslangicini ve sancili geçis devresini vermek bakimindan degerli malzemeye sahiptir. Dolayisiyla roman, bugünün kent kurgusunu ve buna bagli kültürünü anlamakta yol göstericidir. Ankara’nin baskent olusundan sonra ilk kentlesen sehir olmasi kentsel degisimi en açik biçimde görebilecegimiz yer olmasini saglar. Bu açidan Ankara, diger sehirler için de model olusturmustur denebilir. Böyle bakildiginda yapilacak degerlendirmeler Ankara özelinden yola çikarak ülke genelinde sehir kültürünü olusumunu takip etmek için de fikir verici olacaktir. Bugünün sehir hayatinin tasidigi nitelikler ile Memduh Sevket’in ideal olarak gördügü ve umut ettikleri arasinda iliski kurarak geleneksel halk kültürünün sehir hayatindaki islerligini görmek yazinin ana hedefidir. Bu çerçevede ele alinacak soru ise romanin yansittigi halk bilgisi unsurlarinin neler oldugu ve bunlarin kent yasantisinda nasil bir anlam tasidigidir. Buna bagli olarak Banka Memuru, Selime, Doktor Fahri, Melek ve diger kahramanlar mekân ve insan iliskisi merkezinde ele alinacaktir.Öğe MIZAHIN MUHALEFET ISLEVI VE "YENI NASREDDIN HOCA GAZETESI"(Hayrettin IVGIN, 2016) Çek, SongülNasreddin Hoca ve fikralari, halkin yasama karsi gelistirdigi elestireltepkiyi bilge bir yaklasimla dile getirir. Bu nedenle yüzyillar boyuanlatilmaya, aktarilmaya hatta Cumhuriyet Döneminde dergi ve gazetelerle yazilikültür ortamina tasinmaya devam etmistir. 1938 yilinda basilmaya baslayan ve1969 yilina kadar devam eden " Yeni Nasrettin Hoca Gazetesi"bunlardan biridir. Sözlü kültür ortaminda yüz yüze kurulan iletisimin yeriniyazi vasitasiyla gerçeklestirilen iletisimin aldigi kültürel ortamda siyaset vemizahin karsilikli etkilesimi Nasreddin Hoca’yi farkli ve rahat bir düzleme tasimistir. Mizahin ironik vasfidogrudan yapilan elestiriyi yumusatmakla birlikte, yazili metne dönüsen mizahunsuru, siyasetin baski kuran veya dogrudan hedefe yönelen gücünüsinirlamistir. Iletisimin alicisi ve göndericisi somut ve canli olarak ortamdabulunmadigindan, fikranin veya fikra kahramani Nasreddin Hoca’nin gönderdigimesaja, o an aliciya iletilememesinden dolayi, dogrudan tepki vermek mümkün olmamistir.Bu da iktidarin gücünü mizah karsisinda zayiflatmaktadir. Böyle bir ortamdaNasreddin Hoca fikralari bir yandan yeniden üretilmeye baslanmis bir yandan daHoca, siyasi mizah üreten bir kahramanadönüsmüstür.Öğe SİNOP İLİ ÇEVRESİNDEN ÜÇ MENKIBEVİ KAHRAMAN VE ETRAFLARINDA OLUŞAN ANLATI GELENEĞİ(2017) Çek, SongülHalk anlatı kahramanları ait oldukları bölgenin ortak bilincini ve sözel belleğini en canlı şekilde ortaya koyan tiplerdir. Menkıbe kahramanlarının da aynı şekilde belli bir bölgenin kahraman tipine ait zengin bilgilere sahip olduğu görülür. Burada, Sinop ilinden seçilmiş Çeçe Sultan, Koyun Baba ve Sarı Saltuk etrafında anlatılan menkıbelerin yapısal ortalıkları ve bu çerçevede biçimlenen hayat hikayelerine değinilecek, ardından bugünün insanı tarafından hâlâ anlatılmaya devam edilmesini sağlayan işlevsel niteliklere değinilecektir. Böylelikle sözlü belleğin neyi, nasıl, niçin anlattığı ortaya konulup tarihsel kahramanların sürekliliğini sağlayan hususlara değinilmiş olacaktırÖğe SINOP’TA YASAYAN HIDIRELLEZ KUTLAMALARI(Geleneksel Yayincilik, 2022) Çek, SongülKutlamalar, törenler, senlikler ve bunlara iliskin uygulamalar kültürel hayatin biçimlenmesinde ve devam ettirilmesinde etkili araçlardandir. Bunlardan biri olan Hidirellez, yüzyillar içinde ortak paylasim temelinde kazandigi yeni anlamlarla kültürel birikime katki saglamakta ve canli sekilde yasatilmaktadir. Hidirellez kutlamalarinin paylasma, aç doyurma, bolluk dileme, birlesme ve uyum içinde olma, birlikte eglenme ve oyun oynama, yarisma gibi bugün giderek azalan ancak gelecekte ihtiyaci çok açik sekilde hissedilecek olan temalari korunmaktadir. Hem Türk dünyasinda hem farkli adlarla (St. George, Aya Yorgi…) çesitli kültürde karsiligi bulunan Hidirellez Sinop’ta zengin bir içerikle kutlanmaktadir. Bölgede Hidirellez, degisen yasam kosullari içerisinde yeni araçlarla birleserek varligini sürdürmüstür. Sinop’un ilçe ve köylerinin kendine has cografî ve kültürel niteliklere sahip olusu Hidirellez kutlamalarinin yapisina ve içerigine de yansimis, pek çok farkli uygulama ve âdet bu çerçevede ortaya çikmistir. Bu çalismada Sinop‘ta yüzyillardir sürdürülen Hidirellez’in bu güçlü yapisinda etkili olan faktörlerin neler oldugu tespit edilmeye; bu çerçevede Hidirellez’in kimler tarafindan, hangi mekânlarda, hangi baglamsal çerçeve içinde, nasil bir içerikle kutlandigi degerlendirilmeye çalisilmistir. 2015 yilindan itibaren Sinop ve ilçelerinde yapilan mülâkatlarda Hidirellez kutlamalarina dair veriler toplanmistir. Derleme çalismalari sirasinda mülâkat ve gözlem yöntemleri kullanilmis; ses ve görüntü kayitlari elde edilmistir. Kapsamli bir bakis açisi saglamak için hem Sinop merkezindeki hem de ilçelerindeki Hidirellez kutlamalari ele alinmistir. Sinop merkezine dair degerlendirmeler Bektas Aga köyü üzerinden yapilmistir. Kutlamalar, sehre yakin olan bu köyde gerçeklestirilmektedir. Çalismada yer verilen Sinop ilçeleri ise Türkeli, Ayancik, Gerze, Boyabat’tir. Hidirellez’in bu bölgelerde devam ettirilmesinde etkili olan faktörler ele alinmistir. Bu faktörlerin ilki, Hidirellez kutlamalari için kullanilan mekânlarin zaman içinde degisen ihtiyaç ve beklentilere göre biçimlenebilmis olmasidir. Zira Hidirellez kutlamalarinin mekâni, uygulamalari kadar önemlidir.Mekânlara atfedilen deger ve bunlara iliskin uygulamalar ile anlatmalar Hidirellez’in içeriginde genis yer tutmaktadir. Diger bir faktör kutlamalarin; belediyeler, muhtarliklar kimi zaman da çesitli derneklerce desteklenmesidir. Bu çerçevede panayirlar ve güres müsabakalarinin organize edilmesi bölgeye maddi anlamda gelir saglamaktadir. Sinop Hidirellez kutlamalarinda dikkat çeken niteliklerden bir baskasi Hidirellez’in birkaç farkli günde kutlaniyor olmasidir. Kutlamalarin zamanina iliskin küçük degisimler Hidirellez’in daha genis bir zamana yayilmasini, daha fazla organizasyonun ortaya çikmasini ve her birinin farkli adlarla anilmasini saglamistir. “Kurtbogan Günü”, “Hak Hizir Günü”, “türbe yapma”, “kacak naynasi” bu günlere ve geleneksel uygulamalarina verilen adlardandir. Hidirellez kutlamalarinin bu çesitliligi bölgede bu güne bagliligin bir ifadesi olmakla birlikte güçlü sekilde yasatilmasinda etkili diger bir faktördür. Bunlarin yani sira sürdürülebilir olmada önem tasiyan bir baska nitelik geleneksel bilgiyi koruyan ve aktaran kimselerin kutlamalardaki aktif rolüdür. Yapilan gözlemlerden ve mülâkatlardan edilen sonuca göre Hidirellez’e ait bilginin korunmasini, güne dair âdet ve uygulamalarin sürdürülmesini, sözlü anlatmalarin yasamasini ve aktarilmasini saglayanlar daha çok, bölgenin kadinlaridir. Bahsi geçen bu faktörler Sinop’ta Hidirellez kutlamalarinin özgün nitelikler kazanmasinda etkili olmustur. Kent merkezlerinden uzaklasan Hidirellez kutlamalarini bu faktörlerle yeniden biçimlendirmek ve kent kültürüne dâhil edilmesine çalismak Hidirellez’in gelecek nesiller için de anlamli bir degerler bütünü olmasini saglayabilecektir. Bu sayede Hidirellez kutlamalarinin kendi içinde dönüsüme açik, ifade çesitliligineimkân saglayan yönü yerel, ulusal ve uluslararasi düzeyde toplumlar arasi uyumu da saglayabilecektir.Öğe TÜRK HALK NİNNİLERİNDE KADIN DİLİNE AİT METAFORLAR ÜZERİNE BİR DEĞERLENDİRME(2015) Çek, SongülKadın ve erkeğin kullandığı dil, ait oldukları toplum içinde biçimlenir. Ataerkil toplum yapısında, kadının kendi kullandığı dilin özelliklerinden çok, toplum tarafından kadın için belirlenmiş dilin özelliklerine bakmak gerekir ki bu, çoğu zaman toplumda baskın olan erkek dilinin etkisiyle oluşmuş bir dildir. Sözlü edebiyat ürünleri, bu bağlamda kadın diline ait bilgileri de içerir. Bu sözlü ürünlerden biri de ninnilerdir. Kadınların, erkeklerle karşılaştırıldığında ev, aile, inanç, konuşkan olma, güzellik, giyim, temizlik gibi konularla birlikte düşünülmeleri ve bunlarla ilgili sözcüklerin onların konuşma dilinde yaygınlığı, annelerin icra ettiği ninnilerde kadına özgü bir dilin varlığını düşündürür. Bu sözlerin niteliği belirlenerek kadın dili ortaya konulabilir. Genellikle çocukları övmeye yönelik niteklikler taşıyan ninnileri anneler, çocuklarının cinsiyetine göre söylemektedirler. Bu nedenle, annenin kız çocuğu için kullandığı sözler ile erkek çocukları için kullandıkları farklılaşmaktadır. Kız çocuğu için kullanılan benzetme ve sıfatların çoğu toplumda kızın algılanma biçimine uygun olarak narinlik çağrıştırır. Erkek çocuğu için kullanılanlar ise yine erkeğin algılanışına göre daha çok sertlik ve güç içermektedir. Ayrıca hitap edilenin bebek olması, hem annenin konuşma üslubunu yumuşatmakta hem de kadının dili ataerkil toplum yapısının karakterine uygun olarak erkekten daha duygusal ve daha coşkulu bir hâl almaktadır. Kadının açıkça ifade etmediği / edemediği duygular metaforlarla, benzetmelerle ninnilerde yer alır. Bu nedenle ninnilerde metonomik ve metaforik ifadeler fazlasıyla göze çarpar. Bu yazıda ninnilerde yer alan metafor, benzetme ve metonimlerin ne şekilde ortaya çıktığı ve taşıdığı anlamların sosyal yapıyla gösterdiği paralellik değerlendirilecektir1 .