Yazar "Şahin, Hasan" seçeneğine göre listele
Listeleniyor 1 - 5 / 5
Sayfa Başına Sonuç
Sıralama seçenekleri
Öğe Cinsiyet ve Adalet Normları Bağlamında Mirastaki Pay Farklılıklarının Fıkhî Analizi(2025) Şahin, Hasan; Tüfekçi, İbrahimİslâm miras hukuku, kendine özgü bir sisteme sahip olup hem bireysel hakları hem de akrabalık bağlarını gözeten ve bu özelliği ile diğer miras sistemlerinden ayrılan özgün bir yapıya sahiptir. Ancak bu yapının yeterince anlaşılamaması, vârislerin terekeyi paylaşımında adaletin sağlanmadığı yönünde çeşitli eleştirilerin gündeme gelmesine yol açmış ve açmaya da devam etmektedir. Özellikle, erkeklerin kadınlardan daha fazla pay almasının adalet ilkesine aykırı olduğu iddiası sıkça dile getirilmektedir. Ne var ki İslâm hukukunun bütüncül yaklaşımı göz önünde bulundurulmadan yapılan bu eleştiriler gerçeği yansıtmamaktadır. Zira miras hukukunu doğru anlamak, hükümlerin kendi iç bütünlüğü ve sistematik bağlamı ile birlikte değerlendirmek gerekmektedir. Bazı durumlarda kadınların erkeklerle eşit pay aldığı, kimi durumlarda kadınların daha fazla, erkeklerin ise daha az pay aldığı hatta bazı hallerde yalnızca kadının pay alıp erkeğin hiç pay almadığı örnekler bulunmaktadır. Bu durum, İslâm miras hukukunda payların vârislerin ailevi ve toplumsal yükümlülükleri ile doğru orantılı olarak belirlendiğini göstermektedir. Dolayısıyla burada cinsiyet temelli bir adaletsizlikten ziyade, görev ve sorumluluk esasına dayalı bir adalet anlayışı söz konusudur. Bu çalışmanın amacı, İslâm miras hukukunun kendi bütünlüğü içerisinde adaleti daima tesis edici bir yaklaşıma sahip olduğunu ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda araştırmada önce klasik kaynaklardan elde edilen bulgular ışığında İslâm miras hukukunun genel yapısı tanıtılmış, ardından miras hukukuna hâkim ilkeler çerçevesinde paylardaki farklılıkların gerekçelerine değinilmiştir. Ayrıca güncel literatür taraması yapılmış; ilgili kitap, tez ve makalelerden yararlanılarak konuya dair genel bir değerlendirme sunulmuştur. Bunun yanında, konunun daha anlaşılır kılınması için kadın ve erkek paylarının örnekler üzerinden karşılaştırılması yoluna gidilerek mevcut çalışmaların ötesinde yeni bir katkı sağlanması hedeflenmiştir.Öğe Fürû-ı Fıkıhtaki Örnekleri ve Yansımalarıyla Fıkıh Usûlünde Rüşd Kavramı(2023) Şahin, HasanRüşd, kişinin aklî ve fikrî gelişimini ifade eder. Dinî mükellefiyet için kişinin reşid olması gerekir. Fukahânın çoğunluğu akıllı ve ergen olmayı rüşd için yeterli bulmamış kişinin reşid sayılması için rüşdünü ispat eden davranışlar sergilemesini gerekli görmüştür. İbn Hazm gibi bazı fakihler ise akıllı ergen kişiyi reşid saymış böylece rüşd vasfını bunlardan ayrı bir kavram olarak düşünmemiştir. Klasik fıkıh usulü eserlerinde genel olarak müstakil bir başlık olarak yer almasa da rüşd, hüküm konusunda mahkûm-ı aleyh başlığı altında ehliyet ile bağlantılı olarak ele alınmıştır. Fıkıhta genelde malı korumak konusunda akla ve ticari kurallara uygun davranmak şeklinde tanımlansa da rüşdün ibadetler, nikâh, talak, ticari konular, borçlar, hibe hatta ceza hukuku ile ilgili birçok hususta etkisi vardır. Bu çalışmamız usul çerçevesinde sınırlandırılmış ve fıkıh usûlünde rüşdün tanımı, önemi, yaş sınırı ve ilgili olduğu konu ve kavramlara fürû-ı fıkıhtaki görünümleriyle birlikte yer verilmiştir. Çalışmanın giriş kısmında konunun önemi, amacı ve kapsamına yer verilmiştir. Rüşdün genel tanımı başlığında tüm İslâmî ilimler açısından genel bir tanım yapılmış, fıkhî tanımında ise fıkıh usulü merkezli tanımlara yer verilmiştir. Rüşd yaşı başlığında ise bu konuda fukahânın farklı değerlendirmeleri gerekçeleriyle birlikte ele alınmıştır. Fıkıh usûlünde rüşdün ilişkili olduğu kavramlar başlığında akıl, bulûğ, ehliyet, sefeh ve hacr konuları ele alınmış ve bu kavramların rüşd ile olan ilişkisi değerlendirilmiştir. Fıkıh usûlünde rüşdün ilişkili olduğu konular başlığında da mükellef tutulma ve mükellefiyet şartları açısından rüşd konusu ele alınmıştır. Sonuç kısmında fakihlerin rüşd konusuna yaklaşımları hakkında genel bir değerlendirme yapılmış ve bazı tercihlerde bulunulmuştur.Öğe Gündemdeki Tartışmalı Dinî Konular-2, Prof. Dr. Nihat Dalgın, Etüt Yayınları, Samsun, 2012, 448 s(2016) Şahin, Hasan[Abstract Not Available]Öğe İSLAM BORÇLAR HUKUKUNDA TA‘YİN MUHAYYERLİĞİ(2018) Şahin, Hasanİslam hukukunda tarafların karşılıklı irade beyanında bulunmaları ile kurulanakidler, tam anlamıyla hukuki sonuç meydana getirmesi ve mülkiyetinkesin bir şekilde intikali için birtakım şartlara ihtiyaç duyar. Ayrıca bu şartlarlabirlikte tarafların yanılmasının önüne geçilmesi için akidlerde bir takımseçimlik haklar vardır. Bu haklar “aldanmama, rızaya dayanma vemeçhuliyet taşımama” gibi ilkelere dayanır. Bu ilkelerden hareketle akidlerdeseçme, cayma ve onama iradesinin yer aldığı her husus muhayyerlikkonusu içerisinde değerlendirilir. Tarafların ön anlaşma ile belirlediklerimuhayyerliklerden olan ta‘yin muhayyerliği kuruluş ve tamamlanma sürecindeakdin şartlarını negatif yönde etkilememekte, mün’akid, sahih ve lazımbir şekilde kurulmuş akidde müşteriye veya satıcıya belirli ürünlerdenbirisini satış sonrası seçme imkanı vermektedir. Bu seçimlik hak, akdin nefazkazanmasında etkilidir diyebiliriz. Muhayyerliklerin akidlerde var oluşesprisi olan “aldanmayı önleme” ilkesi, ta‘yin muhayyerliğinde de yer almaktaolup, aldanmaktan korkan tarafa en azından tespit edilmiş olan mallardandilediğini seçme imkanı vermektedir. Modern kanunlarda yer almayanbu tür bir seçimlik hakkın İslam satış hukukunda yer alması akit sistematiğiaçısından değerli bir husustur.Öğe Namazdaki Kırâat Hatalarının Umûmü’l-Belvâ Oluşu(2025) Şahin, Hasan; Işık, İsmailBu çalışma, İslam fıkhında yaygın meşakkat veya zarûret anlamına gelen umûmü’l-belvâ kuralını, namaz ibadetinde sıkça karşılaşılan kıraat hataları özelinde ele almaktadır. Kasıtlı hata, kişisel ihmal, ciddiyetsizlik ve gevşeklik gibi su-i ihtiyar kaynaklı durumlar, umûmü’l-belvâ çerçevesinde değerlendiri-lemez. Namazda kıraat, Kur’an’dan bir bölümün doğru şekilde okunması anlamına gelir ve bu husus namazın rükünlerinden birisidir. Ancak bilgi ek-sikliği ve beceri farkı yanında farklı dil, lehçe ve ağız yapıları sebebiyle kıra-atte çeşitli hatalar yapılabilmektedir. Bu hataların bir kısmı bilgi eksikliğinden kaynaklansa da bir kısmı mahreç ve sıfat zorlukları nedeniyle oluşur. Makale-de bu hatalar lahn-i celî (açık/manayı bozan hatalar) ve lahn-i hafî, (kapa-lı/manayı bozmayan telaffuza dair küçük hatalar) olarak iki ana başlık altında sınıflandırılmıştır. Lahn-i celî, hem lafzı hem de anlamı etkileyen ve namazı geçersiz kılabilen ciddi hatalardır. Bir harfin başka bir harf ile değiştirilmesi, hareke veya sükûn hataları bu kapsama girer. Buna karşın lahn-i hafî, genel-likle telaffuzda yapılan küçük kusurları kapsar ve çoğu zaman namazın sıhha-tine zarar vermez. Namazı bozabilen büyük hatalarda kişinin tecvid bilgisi ve gayreti belirleyici olmaktadır. Tecvid kurallarını bilmeyen ve öğrenme imkânı da bulunmayan halk için bu hatalar umûmü’l-belvâ kapsamında değerlendiri-lip mazur görülebilir. Fakat konuya vakıf âlimlerin, hocaların veya ehil kim-selerin benzer hataları aynı şekilde değerlendirilemez. Bu çalışma, okuyuş hataları özelinde özellikle dâd (ض) harfinin telaffuzundaki zorlukları detaylı biçimde ele almaktadır. Bu telaffuz sorunu tarih boyunca kıraat âlimlerinin ve dil bilginlerinin dikkatini çekmiş, pek çok klasik eserde bu harfin yanlış okunmasının namazın sıhhati engel olup olmayacağı tartışılmıştır. Makalede, bu harfin telaffuzunun nasıl bozulduğu, farklı İslam coğrafyalarında ne tür yaygın hataların oluştuğu, hatta bazı hatalı telaffuz biçimlerinin adlandırıldığı (örneğin dâd-ı daîfe) ayrıntılı şekilde analiz edilmiştir. Toplumsal düzeyde zorluk oluşturan kıraat hataları, bazı ruhsatlara imkân vermektedir. Ancak bu ruhsatlar sadece meşru gerekçelerle sınırlı tutulmalıdır. İnsanların kendi ihma-li veya su-i ihtiyarı sebebiyle açık haram fiillerin toplumda yaygın olması, onlara ruhsat tanımadığı gibi; öğrenilmesi mümkün olan kıraat kurallarının ihmal edilmesi de umûmü’l-belvâ kapsamına alınamaz. Sonuç olarak bu ma-kale hem kıraat hem de fıkıh ilminin kesiştiği bir noktada, ibadetlerin sıhhati açısından büyük öneme sahip bir meseleyi ele almakta ve özellikle dâd (ض) harfi üzerinden derinlikli bir analiz sunarak alandaki önemli bir boşluğu dol-durmayı hedeflemektedir. Makalede elde edilen bulgular ise şunlardır; na-mazdaki okuyuş hataları kıraat ve fıkıh ilminin kesişimde ortak bir konudur. Fıkıhtaki Umûmü’l-Belvâ ilkesi, kıraat hataları bakımından bazı kolaylıklar sağlamaktadır. Dâd (ض) harfindeki okuyuş hataları özel bir örnek teşkil ettiği için genel hükümlere bu harf ile karıştırıldığı harfler üzerinden ulaşılmaya çalışılmış ve bunun gibi okuyuşunda zorluk bulunan, toplumun çoğunluğun-da gözlenen hataların ibadetin geçerliliğini etkilemeyeceği kanaatine varılmış-tır. Ayrıca okuyuş hataları bakımından ilim ehli ile avam arasındaki farka dikkat çekilerek bazı hataların ortak bir sorun olduğu ancak bazılarının ise dikkat veya bilgi eksikliğinden kaynaklandığı vurgulanmıştır.












