Memiş Baytimur, Nazlı2025-03-232025-03-2320191300-94352667-6206https://hdl.handle.net/11486/2045Fiktif bir âlemin üzerine sekillenen romanin hayatla ve gerçekle olansiki bir bagi vardir. Ruhsal bozukluklar da hayata ve gerçege dair olup edebieserlerin içeriginde bulunan bir durumdur. Yazarlar, bu gibi bozukluklari bazenanlatmak bazen de kurguya derinlik kazandirabilmek için kullanmislardir.Tanzimat Dönemi’nde Ahmed Midhat Efendi, Nabizâde Nâzim, Samipasazâde Sezaigibi yazarlarin romanlarinda kismen ele alinan ruhsal bozukluklar, Servet-iFünûn Dönemi’ne gelindiginde Halid Ziya ve Mehmed Rauf gibi yazarlarinromanlarinda kapsamli ve çarpici bir sekilde kurguda yer almaya baslar. AncakTürk Edebiyati’nda ruhsal bozukluklarin bir çesidi olan paranoid bozukluklarinbir roman kahramani ekseninde ele alinip islenmesi ilk kez 1911 yilindayayimlanan Cemil Süleyman’in Siyah Gözlereseri ile gerçeklesir. Romanin ismi belli olmayan kadin kahramani, paranoidbozuklugun persekütuar ve kiskançlik tiplerini bütünlestirerek yansitir.Güvensiz ve kuskucu tavirlari ile ön plana çikan kadin, âsik oldugu genç adaminher davranisini gerçekten uzaklasarak yorumlar. Bu durum onun hem toplumla hemde sevdigiyle olan iliskisinin gitgide bozulmasina sebep olur. Romanin sonundakadin, dis dünyadaki uyaranlarin onu yanlis yönlendirmeleri ve kendi inandigidüsüncelere dayanarak hareket etmesiyle delikanliyi bogarak öldürür. Bu durum,kadinin paranoid bozuklarinin sonucunda yasadigi gerçeklik deneyimindeki ciddiorandaki yitimin bir tezahürüdür.trinfo:eu-repo/semantics/openAccessRomanRuhsal bozukluklarParanoid bozukluklarPersekütuar tipKiskanç tipCemil Süleyman’in Siyah Gözler Romanindan Hareketle Bir Kadinin Paranoid BozukluklariArticle46617210.35237/sufesosbil.532932https://doi.org/10.35237/sufesosbil.532932